O küçük kahraman, yağmurun hızlanacağını sezmiş gibi çoktan planını yapmıştı. Tüylerini ıslatacak tek bir damlaya bile fırsat vermemeliydi. Hedefi, her zamanki gibi o kuytu odunluktaydı.
Küçük bedeni çevik hareketlerle süzüldü, tıpkı bir gölge gibi. Yılların ona kazandırdığı sokak bilgeliğiyle, her köşe başında durup etrafı kontrol etti. Yağmurun çiselediği ilk anlardan beri gözleriyle sığınabileceği güvenli bir yer arıyordu. Ve nihayet, odunluğa vardığında, bir zafer edasıyla patilerini yaladı. Etrafı kontrol etmekten geri durmadı ama, bu kez biraz daha rahatlamıştı. İçeri süzüldü, kuru ve güvenli bir köşeye yerleşti.
Yağmurun sesi dışarıda giderek şiddetlenirken, o içeride huzurla gözlerini kıstı. Islanmamak onun için yalnızca bir rahatlık değil, aynı zamanda bir başarıydı. Çünkü sokaklarda hayatta kalmak sadece cesur olmayı değil, aynı zamanda zeki ve hızlı düşünmeyi de gerektirirdi. Yağmurun altında kalan yiyecek kırıntıları, çöp bidonlarının yanında duran ekmek parçaları, hepsi birer ödüldü ama doğru zamanda hareket etmek şarttı.
Odunluğun köşesinden dışarıyı izlerken, tüyleri kuru ve sıcak, gözleri keskin ve dikkatliydi. Yağmurun altında koşuşturan diğer hayvanlar, sığınacak yer bulamayan serçeler, ona tanıdık bir hikayeyi hatırlatıyordu: Bu sokaklarda, yalnızca aklını kullananlar, fırsatları değerlendirenler kazanırdı. O da tam olarak bunu yapmıştı.
Yağmur dinene kadar buradaydı. Belki biraz uyur, belki de dışarıyı izlemeye devam ederdi. Ama içindeki o masumiyet, her şeye rağmen korunmuştu. Yağmurdan kaçmış, aklını kullanarak kendini korumuştu. Yine de içinde, tüm bu mücadelelerin ortasında bile sıcak bir sevgi, küçük bir umut ışığı saklıydı. Çünkü o, bir sokak kedisiydi; hayatı ne kadar zor olursa olsun, her yeni güne aynı masumiyetiyle uyanmayı