Yetim görünce ağlardı
Bulgaristan'dan İzmir'e gelip de validesi vefat edince, babası bir daha evlenmiş. Abdullah Efendi'nin bir ablası, bir ağabeyi varmış. Uvey anneden de biraz zahmet çekmiş ki, Abdullah Efendi,
"Ben yetim büyüdüm" der; bir yetim gördü mü, ağlar, yardım etmeye çalışırdı.
Şöyle derdi:
Ben yetim büyüdüm. Yetimin kadrini Muhammed Mustafa Salallahü aleyhi ve sellem bilir ve yetimleri severdi. Niçin severdi, çünkü kendisi de bir yetimdi. Allah o büyük zatın pederini, daha annesinin karnındayken almış; sevgili validesini altı yaşındayken almış; dedesi Abdülmuttalib'i sekiz yaşındayken almış; on çocu-ğu olan Ebu Tâlib'in yanında kalmaya mecbur olmuş...
"Peygamberim, keşke benim başımı da okşasaydı..."
Mekkeliler ona, "yetîm-i Ebû Talib", Ebû Talib'in yetimi der-lermiş. Onun için, o büyük insan, yetimin ne olduğunu, yetimli-ğin ne demek olduğunu bilir... Onun için Medine sokaklarından geçerken, çocuklara selâm verir, yetimlerin başlarını okşar imiş."
Dertli kardeşimiz Abdullah Efendi, bu hüzünlü ifadesini, gözyaşları ile şöyle bitirdi:
"Ah keşke ben de o günlerde olsaydım da, Peygamberim be-nim başımı da okşasaydı..."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
O anda ne birinin karısı ne de bir kadındı. Sadece çocuğunu korumaya çalışan bir anneydi ve hiçbir şey , çocuğunu korumaya çalışan bir annenin önünde duramazdı.
Hiçbir zorluğu aşmadan, üstesinden gelmeden geçmenin bir yolu yoktu . Kaçmak sadece kısa bir rahatlama sağlardı ama hiçbir yardımı da olmazdı. Bu sefer kaçarsa, bir sonraki sefer dayanabilir miydi? Hayır ... Kaçmak sadece daha fazla kaçmayı getirirdi.
"Hayatta ders çalışmak her şey değildir . Her gün sadece ders çalışmakla ne elde edeceksin ki ? Başkalarına yardım etmeyi bilmiyorsan, hiçbir şey öğrenmemiş cahil eski zamanlardan ne farkın olur ? Ders çalışmak yanında , kalbin de genişlemeli."