Dilara KARASU

Dilara KARASU
“Hayatı anlaman gerekmiyor. Yaşaman yeterli.”
Sayfa 214·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Nora hayatı olduğu gibi kabullenmiş gibiydi; kötü bir deneyim yaşandı diye bütün deneyimlerin kötü olması gerekmiyordu. Hayatını acı çektiği için değil, acıyı dindirmenin bir yolu olmadığına kendini inandırdığı için bitirmek istediğini anlamıştı. Hem depresyonu yaratan şeydi hem de korkuyla umutsuzluk arasındaki ayrımdı bu. Korku, bir mahzene girerken kapının kapanıvereceğini düşünerek endişelenmekti. Umutsuzluksa o kapının kapanıp üstüne bir de kilitlenmesi demekti. Fakat Nora yaşadığı her hayatla birlikte hayal gücünü kullanmakta ustalaştıkça, o sembolik kapının da biraz daha aralandığını gördü. Bazı hayatlarda en fazla bir dakika, bazılarında günler, haftalar boyu kalıyordu. Ne kadar çok hayat yaşarsa, herhangi bir yerde kendini evinde hissetmesi o kadar zorlaşıyordu sanki.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Bir hayatı deneyimlemeye devam etmek için o hayattan her yönüyle hoşlanmak gerekmiyordu. Hoşlanacağınız bir hayatın mutlaka olduğu fikrinden vazgeçmemek yeterliydi. Aynı şekilde, bir hayattan hoşlanmanız o hayatta kalmanızı da gerektirmiyordu. Ancak daha iyisini hayal edemediğiniz bir hayatta sonsuza kadar kalabilirdiniz ama buna rağmen, denediği her hayat hayal gücünü biraz daha genişlettiği için, deneyimlenen hayatların sayısı arttıkça daha iyisini hayal edebilmenin kolaylaşması da tam bir çelişkiydi.
Sayfa 208·Kitabı okudu
O hezeyan içinde aklına gelen “eşit uzaklık” terimini hatırladı. Bir sınıfın steril güvenliğine yakışacak bir terim. Eşit uzaklık. Duygu yüklü olmayan, matematiğe ait bu terim o an aklına takılmış, aşağı yukarı tam olduğu yerde kalabilmek için son gücünü de harcarken çılgınca bir mantra gibi tekrarlanıp durmuştu. Eşit uzaklık. Eşit uzaklık. Eşit uzaklık. Kıyılardan herhangi birine daha uzak ya da yakın değildi. Nora neredeyse bütün hayatı boyunca böyle hissetmişti. Her şeyin ortasında. Hangi yöne gideceğini bilemeden çabalamış, çırpınmış, yalnızca ayakta kalmaya çalışmıştı. Pişmanlık duymadan hangi yolda devam edeceğini bilememişti.
Sayfa 188·Kitabı okudu
“Hatırlıyorum da, okuldaki kütüphanede satranç oynamaya başladığımızda, sen en iyi taşlarını daha en başında kaybederdin,” dedi Bayan Elm. “Vezirle kaleleri daha ilk hamlelerde ilerletip bana kaptırırdın. Sonra da elinde bir tek piyonlar ve bir iki at kaldığı için oyunu kaybetmiş gibi davranırdın.” “Ne alakası var şimdi?” Bayan Elm hırkasından ucu çıkmış bir ipi kolunun içine soktuktan sonra vazgeçip tekrar dışarı çekti. “Satrançta kazanmak istiyorsan, bir şeyi anlaman lazım,” dedi, Nora’nın tek derdi buymuş gibi. “Anlaman gerekense şu: Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmiş değildir. Elinde tek bir piyon kalmış olsa bitmez. Bir tarafta tek bir piyon ve şah varken, karşı tarafın bütün taşları duruyor olsa da, oyun devam eder. Sen bir piyon olsan da –ki belki hepimiz öyleyiz– piyonun en sihirli taş olduğunu asla unutmamalısın. Ufacık ve sıradan bir şey gibi görünebilir ama öyle değildir. Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır. Her seferinde tek bir kare. Bu şekilde karşıya geçip bütün güçlere sahip olabilirsin.” Nora etrafındaki kitaplara baktı. “Elimde bir tek piyonlar mı kaldı diyorsunuz?” “En sıradan görünen şey seni zafere götürecek şey olabilir diyorum. Sen ilerlemeye devam et.