Beklenti
Nora kendini kabullenmekte başından beri zorlanmıştı. Kendini
yetersiz hissetmediği bir zamanı hatırlamıyordu. Annesiyle
babası da güvensiz insanlar oldukları için, bu hissi
körüklemişlerdi.
Bu kez kendini bütünüyle kabullenmenin nasıl bir şey
olacağını hayal etti. Yaptığı bütün hataları. Vücudundaki bütün
lekelerle izleri. Ulaşamadığı bütün hayalleri ve bütün acılarını.
Bastırdığı bütün arzu ve istekleri.
Her şeyi kabullendiğini hayal etti. Doğayı kabullendiği gibi.
Bir buzulu, kutup martısını, denizde sıçrayan bir balinayı
kabullendiği gibi.
Kendini doğadaki muhteşem garipliklerden biri olarak
gördüğünü hayal etti. Elinden geleni yapan duyarlı bir hayvan
gibi.
Böyle böyle, özgür olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti.
Küçüklüğünde zorbalığa uğrayan Geoff çok geçmeden
bütün zorbalara hadlerini bildirecek kadar iriyarı bir erkeğe
dönüşmüştü. Çok çalışıp futbolda ve gülle atmada, özellikle de
ragbide iyi olduğunu kanıtlamıştı. Bedford Blues genç
takımında oynayıp yıldız oyuncu olmuş, çapraz bağ yırtılması
elini kolunu bağlayıncaya kadar bir süre başarıyı tatmıştı. Sonra
da beden öğretmeni olup evrene duyduğu öfkeyle içi içini
yiyerek bir yaşam sürdürmüştü. Öteden beri seyahat etmenin
hayalini kurmuş ama National Geographic aboneliğinin ve
zaman zaman Kiklad Adaları’nda bir yerlere gitmenin dışında
onu da pek becerememişti; Nora onu Nakşa Adası’nda, gün
batınımda Apollo Tapınağı’nın fotoğrafını çekerken
hatırlıyordu.
Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun
ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde
kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal
kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç
mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan
ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak. Nora’nın
ve abisinin anne babasını mutsuz eden şey başaramamak değil,
başarılı olma beklentisiydi belki. Hiç bilemiyordu cidden. Ama
o teknede bir şeyin farkına vardı. Annesiyle babasını
zannettiğinden çok daha fazla seviyordu ve Nora o an ikisini de
sonsuza kadar affetti.
kök yaşamındaki sorun biraz da o yaşamdaki hareketsizlikti
belki.
Nora o yaşamda artık sıradanlığın ve hayal kırıklığının,
kaderi olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Nora başından beri nesiller boyu yankılanan pişmanlıkların
ve yıkılmış umutların olduğu uzun bir geçmişin devamı
olduğunu hissetmişti zaten.
Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar
büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem
ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi
içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algdayamadığımız gibi, diye
düşündü Nora.
Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya
çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de, istemeseniz de,
kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.
Ash sosyal medyada iletişim kurdukça
yalnızlaştığımız inancındaydı.
“Bu yüzden artık herkes birbirinden nefret ediyor,” diyerek
fikrini belirtmişti. “Çünkü arkadaşları olmayan arkadaşların
aşırı yüklemesine maruz kalıyorlar.