“Hayat çok garip,” dedi Nora. “Her şeyi bir arada
yaşamamız. Dümdüz bir çizgide. Ama resmin tamamı bu değil.
Çünkü hayat yalnızca yaptıklarımızdan değil,
yapmadıklarımızdan da oluşur. Ve yaşadığımız her an... bir
çeşit dönemeçtir.”
“Düşünün. Hayata... ne olacağı belirlenmiş bir şey olarak
nasıl başladığımızı düşünün. Toprağa ekilmiş bir ağaç tohumu
gibi. Ardından... büyürüz... büyürüz... ve ilk başta gövdeye
dönüşürüz.”
“Ama sonra bu ağaçtan –yaşamımız olan ağaçtan– dallar
çıkar. Gövdeden farklı yüksekliklerde ayrılan onca dalı
düşünün. Dalların çoğu zaman farklı yönlere doğru giden
başka dallara ayrılışını düşünün. Dalların farklı dallara
dönüşmesini, o dalların da daha ince dallara ayrılmasını
düşünün. Aynı daldan çıkan ince dalların uçlarını, hepsinin
nasıl da ayrı yönlere doğru gittiğini düşünün. Yaşam da daha
büyük bir ölçekte, aynı şeydir. Günün her anında yeni dallar
çıkarır. Bizim bakış açımızdan –hepimizin bakış açısından– bu
bir... süreklilik gibi görünür. Her bir dal yalnızca tek bir yolu
gitmiştir. Ama her zaman başka ince dallar da vardır. Başka
şimdiler de vardır. Geçmişte farklı yönlere gitmiş olsanız çok
farklı olacak başka hayatlar. Yaşam ağacından söz ediyorum.
Yaşam ağacından birçok dinde ve mitolojide de söz edilir.
Budizmde, Yahudilikte, Hıristiyanlıkta. Ağaç metaforunu
birçok felsefeci ve yazar da kullanmıştır. Sylvia Plath için,
varoluş bir incir ağacı ve olası bütün hayatlar –evli ve mutlu
olduğu, başarılı bir şair olduğu hayatlar– olgun ve tatlı birer
incirdi ama Plath o olgun ve tatlı incirlerin tadına bakamıyor,
meyveler göz göre göre çürüyüp gidiyordu. Yaşamadığımız
onca hayatı düşünmek, insanı delirtebilir.
Nora serbest stile geçtiğinde annesiyle babasının onu hiçbir
zaman anne ve babalardan beklendiği şekilde, koşulsuzca
sevememesinin kendi suçu olmadığını anladı.
“Direnme gücüne sahip olanlar başkalarından farklı
değildir,” diyordu Nora. “Aradaki tek fark, onların aklında
belli bir hedef olması ve o hedefe ulaşmaya kararlı olmalarıdır.
Direnme gücü, dikkatimizin kolayca dağılabildiği bir hayatta
odağımızı koruyabilme yeteneğidir. Bedenimiz ve zihnimiz
sınıra dayandığında bile yaptığımız işe yoğunlaşmayı
sürdürmek, dikkatimizi dağıtmadan, etrafa bakıp birilerinin
bizi geçebileceğinden endişe etmeden kendi kulvarımızda
yüzmeyi sürdürebilmektir...”