Ağlayabilseydim, her şey daha kolay olabilirdi. İyi de, neye ağlayacaktım? Kimin için ağlayacaktım? Başkalarına ağlamak için çok bencildim, kendime ağlamak içinse çok yaşlı.
Hajime
Yukiko odaya girdiğinde, “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Saat sabahın ikisiydi. Kanepeye uzanmış, gözlerimi tavana dikmiştim.
“Bir çöl düşünüyorum” dedim.
“Bir çöl mü?” dedi. Dizimin dibine oturarak bana baktı.
“Ne tür bir çölmüş bu?”
“Öyle sıradan bir çöl işte. Birkaç kum tepesi ve kaktüslü. Orada birçok şey var, orada yaşıyorlar.”
“Ben de bu çölün içinde miyim?” diye sordu.
“Tabii ki içindesin” dedim. “Hep beraber orada yaşıyoruz. Ama aslında yaşayan tek şey çölün kendisi. Tıpkı filmdeki gibi.”
“Hangi film?”
“Yaşayan Çöl, Disney filmi.” Çöl hakkında bir belgesel.
Kitap gerçekten sürükleyiciydi. Bu açıdan okurken hiçbir sorun yaşamadım.
Ama ben genel olarak kitaplarda daha net bir son arayan biriyim. Bu kitapta ise son oldukça açık bırakılmıştı. Bu yüzden