Mihail Bulgakov'dan okuduğum 2. kitap olan "Usta ve Margarita" nın, Sovyet Rusya döneminde yazılmış en önemli eserlerden biri olarak kabul edildiğini severek takip ettiğim "Ben Okurum'un - Usta ve Margarita" podcast bölümünde dinlerken öğrenmiştim ve roman daha da ilgimi çekmeye başlamıştı.
Roman, fantastik unsurlarla bezeli bir hikâye sunarken, aynı zamanda derin felsefi, dini ve toplumsal konulara da değiniyor.
İki ana hikâye paralel olarak işlenmiş. 1930'ların Moskova'sında geçen, şeytanın ve onun tuhaf yardımcılarının şehre gelmesiyle başlayan olaylar bir yandan absürd bir mizahla doluyken, diğer yandan dönemin baskıcı rejimine karşı bir alegori olarak tasarlanmış.(Yani ben öyle anladım.)
İkinci hikâye ise, Pilatus ve Yeshua Ha-Notsri'nin(İsa) geçtiği eski Kudüs'te geçen bir anlatı. Bu bölüm, din, güç ve vicdan üzerine derinlemesine düşünceler sunuyor.
Bulgakov, romanında hem Moskova'nın yozlaşmış bürokrasisini eleştiriyor hem de insan doğası, ahlak, din ve aşk gibi evrensel temaları işliyor. Usta ve Margarita, hem kurgusal hem de alegorik düzeyde okunabilecek, derin bir edebi eserdi. Okuduğum sovyet dönemi romanlarına asla benzemiyor oluşuyla beni çok etkiledi. Bulgakov'un zekâ dolu dili, karakterlerin çarpıcı tasvirleri ve olay örgüsünün karmaşıklığı, bu romanı bir "efsane" haline getirmiş. Öyle ki kitabın kalınlığı bile beni asla rahatsız etmedi ve gerçekten çok akıcıydı ve bu yılın şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplarından biriydi.