İnsan yüzü görmek istemiyordum; neşe ya da memnuniyet seslerinin tümü işkenceydi benim için. Yalnızlık tek avuntumdu... derin, karanlık, ölüm misali yalnızlık.
Geçmişe doyum duygusuyla bakmamı sağlayan o iç dinginliği ve bunun vaat ettiği yeni umutlar yerine, vicdan azabı ve suçluluk hissi içindeydim şimdi. Bu da beni, hiçbir lisanın anlatamayacağı yoğunlukta işkenceler çektiğim bir cehenneme sürüklüyordu.
Her gün gördüğümüz, varlığını varlığımızın parçası bellediğimiz birinin ebediyen çekip gittiğine zihnin ikna olması çok zaman alıyor... Sevdiğimiz gözlerdeki parlaklığın söndüğüne, çok tanıdık, kulağımıza çok hoş gelen bir sesin susabildiğine, bir daha asla duyulmayacağını da...