"Demek ilim, insanı altın gibi kıymetlendiriyor. Hurda da olsa eski de olsa altının değeri düşmediği gibi, insan âlim olunca, hasta, sakat da olsa, yaşlandıkça kıymeti artıyor, eksilmiyor." dedim ve ilme karşı sevgim kat kat arttı. İlim uğrunda çekilecek cefalar, büyük zahmet ve sıkıntılar gözümde küçüldü, uzak mesafeler yakın göründü.
Şunu da itiraf edeyim ki anlattıklarım ruhumu saran ate-şin sadece resmidir. Aslını ancak ateşime yanan bilir. Aşk, tıp-kı bal gibidir. Tatmayan bilmez. Sözle veya yazıyla ancak adı bildirilir. Aşk, insan yapısı değil Allah vergisidir. Aşk ateşini, yandıran da söndüren de dilediği kuluna tattıran da Allah'tır. Kim bilir, belki Allah, aşkı bana, âşıkların da halinden anlamam için tattırmıştır.
Meğer kalbimi aldığı gibi, gözlerimi de kendine bağlayan o sihirli gözlerin sahibi bizden yüz metre kadar ötede, baktığım taraftaymış. İşte beni sık sık kaldırıp o yöne baktıran, o gözlerin görünmeyen cazibesiymiş. Meğer kızcağız da benim düştüğüm derde düşmüş, benim yandığım ateşe yanmış, o da benim yaptığı mın aynısını yapıyormuş. Aman Allahım! Ne garip bir şey.