Gerçi ölenlerin ardından feryat ve üzüntü gerçekte ölüme değil, bir daha dönüşü olmayan ayrılığadır. Onun için; "Nar-ı hicran, âteş-i sûzan" (Ayrılık ateşi en yakıcı ateştir.) denilmiştir.
Hem de Allah-u Teâlâ'nın "Şunu bilin ki dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir." (Hadid Suresi'nin 20. ayeti) ayetini Kur'an'da okuyup anlayınca, işleri eğlenceymiş gibi yapma formülü hafızama iyice yerleşti ve çalışma hayatımın ayrılmaz bir parçası oldu.
Dünya hayatı bir oyun ve eğlence olunca türü ne olursa olsun, bütün işler dünyada yapıldığına göre, her işimizi bu niyet ve bu duygu ile yaparsak, bütün işlerimizi bıkmadan ve yorulmadan sürdürürüz. Böyle yapınca başkalarını yoran ve yıpratan ağır işler bile, bizim için hoş vakit geçirmemizi sağlayan bir eğlenceye dönüşür. Tıpkı çocukların saatlerce oyun oynayıp yorulmadıkları gibi.
Bir gün dayım elime ekilecek fasulyeler verdi ve "Muhtar, fasulye ekme işi oyun oynamaya benzer. Bunu bir iş diye yaparsan hem usanır, hem de çabucak yorulursun. Onu bir tür oyunmuş gibi düşünür yaparsan yorulmadan ve usanmadan devam edersin." dedi.