Bu kitap Doğan Kitap'ın 20. yılına özel 33 farklı yazarın geçmişteki kendilerine, 20 yaşlarına yazdıkları mektuplardan oluşuyor. İçerisinde eserlerini okuduğum yazar sayısı çok değil. Yani onları inceleyebilecek bilgi düzeyinde henüz değilim. Bu yüzden yazarlar üzerinden değil kitabın bana kattıkları üzerine kişisel bir inceleme yapmak istiyorum.
Öncelikle bu kitabı bana 20. Yaşım için hediye eden arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Sayesinde en güzel doğum günümü geçirmiş oldum. Sanırım bu yüzden de kitap hiç bitsin istemedim ve olabildiğince yavaş okudum. Arada farklı kitaplar okumaya başladım ki hemen bitmesin. Sanki kitap bittiğinde 20. yaşım da onunla birlikte bitecekti. Hâlâ kendimi yetişkin sorumluluklarına, bu stresli hayata hazırlayamadım. Gerçi hazırlanarak öğrenebileceğim bir duruma da benzemiyor. Ama bu kitabı okudukça fark ettim ki hayat zaten zamanı geldikçe bana öğretecek. Hiçbir şey için acele etmeme gerek yok. Sürekli bir şeylerin gerisinde kalmış gibi hissetmenin normalleştiği bu zamanda bu hisle başa çıkmamda gerçekten etkiliydi, belki de kitabın bana kattıkları arasında en etkilisiydi. Kitabın bir diğer farkındalığı da 20 yaşın aslında sandığım kadar büyük olmadığıydı. Çocukken hep bu yaşlarımda hayatımın rayına oturmuş, istediğimi yapabilecek özgürlükte olacağımı hayal ederdim. Ama yazarların geçmiş hallerine yazdıklarını okuduğumda anladım ki daha büyümemişim.
Tüm yazarların yazıları ve öğütleri birbirinden farklıydı. Neredeyse hepsini severek okudum ama bazılarının yeri farklıydı. Mektuplarıyla beni en çok etkileyen yazarlar ise; geleceğin belirsizliğinin bizi ayakta tuttuğunu söyleyen Barış Müstecaplıoğlu, geçmişteki kendini kibirli ve öfkeli bulmasına rağmen onu seven Günhan Kuşkanat, geçmişine gelecek yerine şimdiyi düşünmesini söyleyen Hakan Günday, kim olduğu fark