Ama canla başla su birikintilerine
daldı, ortalarına ortalarına, zikzaklar çizerek birikintiden
birikintiye dolaştı, hatta bir keresinde, karşı kaldırımda
özellikle güzel, kocaman birikinti gördüğü için kaldırım
değiştirdi, şapırtılar çıkaran dümdüz tabanlarıyla
ortasından geçti, öyle bir sular fışkırdı ki vitrinlere, park
edilmiş arabalara, kendi pantolonunun paçalarına, nefis
bir şeydi, o ise bu küçük, çocuksu yaramazlığın büyük,
yeniden kazanılmış bir özgürlükmüşçesine tadını
çıkarıyordu.
..ama
birdenbire kendisini göremez olmuştu, yani, kendini
artık, onu çevreleyen dünyanın bir parçası olarak
görmüyordu da, sanki birkaç saniyeliğine çok uzaklarda,
dışarıda dikiliyor ve bu dünyayı bir dürbünün ters
tarafından bakar gibi seyrediyordu.
Öyle sorular vardır ki, sırf sorulmalarıyla kendi
kendilerine hayır yanıtını verirler. Öyle dilekler de vardır
ki, insan bunları dile getirir ve bu arada başka bir
insanın gözlerinin içine bakarsa iyiden iyiye boşuna
oldukları ortaya çıkar.