Hiçbir şey işkence
etmiyordu, hiçbir şey eziyet etmiyordu, hiçbir
şey acı vermiyordu artık: Yanmış bir ağacın
kovuğu gibi bomboş ve kapkara olmalıydı içi
de.
Sanki bu yabancı, tanınmaz
güç önce sivri, şimdi ise küt bir aletle içinde bir
şey oyuyordu, gevşetiyor, bırakıyordu, parça
parça bedenini didikliyordu. Artık vahşice
yapmıyordu. Artık acımıyordu. Fakat içinde
bir şeyler yanıyordu, yavaş yavaş çürüyordu,
bir şeyler ölmeye başlamıştı. Yaşadığı her şey,
sevdiği her şey bu ağır ağır tükenen alevde
sönüp gidiyordu, umursamazlığın gevşek
çamurunda ezilip kömürleşmeden önce,kapkara oluncaya kadar için için yanacaktı. Bir
şeyler oluyordu, bir şeyleri belli belirsiz
hissediyordu, orada öylece uzanırken ve
heyecanla yaşamını düşünürken bir şeyler
oluyordu. Bir şeyler sona ermişti. Neydi o?
Kendini dinledi, içini dinledi.
Böylece yavaş yavaş yüreği ölmeye başladı.