Görüyorsun ki hepsi hayata birer miktar kin borçlu.Hepsi çocukluklarından beri mahrum oldukları kuvvete hasret çekerek ve kendilerini yiyerek bu hale gelmişler.Hakikaten kuvvet sahibi olanlara haset ve imkansızlıkla baka baka nihayet kuvveti en büyük,en tapılmaya layık bir mevcudiyet olarak kabul etmişler...
Ölümün ve mezarın anlamı da bu değil mi acaba?Bir düşüşten sonra bir yüceliş gelmesi için insana ve hayata yüklenmiş bir çile saati.Ah,bir sarkaç gibi bir ölüme,bir hayata gidip gelen ruh'larla,sadece biyolojik yaşantının içinde vakit dolduran ruhlar arasında ne büyük uçurumlar vardır!
"Sana teşekkür ederim.Seni seviyorum.Beni saadete götürdün!" diyen bu tebessüm delikanlının içine bir çiçek kokusu gibi yayılıyor ve onu derin derin nefes almaya sevk ediyordu.