Ben kendinde ruh barındıran bir beden değil, ‘beden’ denen görünür bir parçası bulunan bir ruhum. Akıp giden günler boyunca, hayal edebileceğimin tersine, bu ruh bütün ağırlığıyla mevcuttu. Tek kelime etmedi, hiçbir eleştiride bulunmadı, bana acımadı, tek yaptığı, beni gözlemek oldu.
Bugün bunun nedenini anladım: Aşkı düşünmeyeli uzun zaman olmuş. Benden kaçıyor sanki; ben artık hesapta yokmuşum, o da zaten benimle rahat edemiyormuş gibi. Oysa aşkı düşünmezsem bir hiç olurum.
Yazarın biri ne zamanın ne de bilgeliğin insanı dönüştürmediğini yazmıştı, bir varlığı değişmeye itebilecek tek şey aşkmış.
Aşk, bir insanın bütün hayatını göz açıp kapayana kadar kökünden değiştirebilirdi kuşkusuz. Ama -ki bu madalyonun öbür yüzüydü-, insanoğlunu tasarılarında hiç yeri olmayan yönlere saptırabilecek bir duygu daha vardı: umutsuzluk.