Hayat Kuralı No. 45
Her gerçeklik, yani gerçekleşen her mevcudiyet iki yarıdan, sudaki oksijen ve hidrojeninki kadar gerekli ve özsel bir bireşim halindeki nesne ve özneden oluşur. Nes­nel yarının bütünüyle özdeş ama öznel yarının farklı olduğu –ya da tam tersi– durumlarda, gerçeklik ya da mevcudiyet artık aynı değildir. Öznel yarının ruhsuz, kötü olduğu durumlarda en güzel ve en iyi nesnel yarı sadece kötü bir gerçeklik ve mevcudiyet sunabilir; tıpkı kötü havada güzel bir yöre gibi ya da engebeli bir yüzey üzerine yerleştirilen kötü bir camera obscura’daki78 gibi. Nesnel yarı kaderin elindedir ve değişkendir; öznel yarı kendimizdir ve bu da esasen değişmezdir. Buradan anlaşılıyor ki çoğu zaman sadece kader ve sahip olduklarımız hesaba katılsa da mutluluğumuz aslında kim olduğumuza, bizim bireyselliğimize bağlıdır. Kader düzelebilir ve yetingenlik ondan çok şey talep etmez; fakat ahmak her zaman ahmaktır ve ruhsuz bir hödük sonsuza dek ruhsuz bir hödük olarak kalır, isterse cennette çevresini huriler sarsın. “En büyük mutluluk, kişiliktir.
1000Kitap
Hayat Kuralı No. 33
Hayat planlarımızda en sık, hatta neredeyse zorunlu olarak dikkate almadığımız ve hiç hesaba katmadığımız şey, zamanın bizzat bizde meydana getirdiği değişimlerdir. Elde ettiğimizde artık bize uygun olmayacak şeyler için didinip durmamız ya da bir işin farkına varmadan gücümüzü çalan hazırlık çalışmalarıyla yıllarımızı harcamamız bundandır.
1000Kitap
Reklam
Hayat Kuralı No. 32
Kişi geride bıraktığı hayatına bakıp da kaçırdığı mutluluğu, bitmek bilmeyen talihsizliği –yani “hayat labirentinde kaybolduğunu”59– görünce kendini suçlamakta aşırıya kaçabilir. Oysa hayatımız hiç de bizim kendi eserimiz değildir, nitekim iki faktörün, birtakım olaylar dizisi ile kararlar dizimizin ürünüdür60; öyle ki her iki dizide de ufkumuz çok sınırlıdır ve kararlarımızı uzaktan tahmin edebilmemiz mümkün değildir, olaylarıysa öngörme olasılığımız daha da azdır, bilakis her iki dizide de yalnızca mevcut kararları ve olayları biliriz. Hedefimiz henüz uzaktayken dosdoğru ona gidemememiz, yalnızca tahminler ve varsayımlarla yaklaşık olarak yönelebilmemiz bu yüzdendir. Yani bizi asıl hedefimize yaklaştırdığı umuduyla her an koşullar dairesinde karar vermek zorunda kalırız: Böylece mevcut koşullar ve asıl niyetlerimiz, ayrı yönlere doğru çekilen iki farklı kuvvetle karşılaştırılabilir ve buradan ortaya çıkan diyagonal, bizim hayatımızdır.
1000Kitap
Hayat Kuralı No. 31
Mutluluğumuzun en az onda dokuzu yalnızca sağlıktan kaynaklanır. Zira neşeli bir ruh hali her şeyden önce sağlığa bağlıdır: Sağlık yerindeyse en elverişsiz, en düşmanca dış koşullar, hastalık durumunun nahoş ya da endişeli noktaya getirdiği en mutlu koşullardan daha kat­lanılabilir görünür. İnsanın aynı şeyleri hastayken nasıl gördüğüyle sağlıklı ve neşeli bir gününde nasıl gördüğü karşılaştırılsın. Bizi mutlu ya da mutsuz eden, aslında deneyimle dışarıdan ilişkili şeyler değil bunları kavrama şeklimizdir. Ayrıca sağlık ve ona eşlik eden neşe her şeyin yerini alabilir fakat hiçbir şey onların yerini alamaz. Nihayetinde onlar olmadan dışarıdan gelen herhangi bir mutluluğun tadını çıkarmak mümkün değildir, bu yüzden mutluluk hasta insan için mevcut değildir. Sağlık olduğunda her şey bir zevk kaynağıdır. Bu nedenle sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. – Şu halde insanların birbirlerine başka şeyler yerine her daim sağlık durumlarını sormaları ve esenlik dilemeleri, sebepsiz değildir. Zira mutluluğun onda dokuzu budur. – Sonuç olarak aptallıkların en büyüğü, sağlığını feda etmektir, her ne için olursa olsun: İş için, eğitim için, şöhret için, terfi için, şehvet ve anlık zevkler için. Tersine: Ne var ne yoksa, her zaman sağlığın ardından gelmelidir.
1000Kitap
Acceptance on the shore
-"An' I— well, being with you has been so much fun... I might just be subatitute fer Hikaru but— you've done so much fer me. I love you, Yoshiki. I don't know what this feelin' is, if it's romantic love or platonic love. But no matter what, that's how I feel."—Hikaru
Hayat Kuralı No. 27
Yaşlılıktaki sevinç yoksunluğuna acımak ve bazı zevklerden mahrum olunduğu için üzüntü duymak bir yanılgıdır. Her türlü zevk görecelidir, bir ihtiyacı tatmin etmekten, gidermekten ibarettir: İhtiyacın ortadan kalkmasıyla zevkin de yok olması, insanın doyduktan sonra yemeye devam edememesi ya da uykusunu aldığı bir gecenin ardından daha fazla uyuyamaması kadar az acınası bir durumdur.
1000Kitap
Reklam
Reklam