Doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlılıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça belirtmek zorundayım. Çünkü ben de böyle bir kanaat var olsaydı, benim iş başına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. Hükumete, Padişah ve Halife'ye karşı isyan gereği duymazdım.
Gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün milli ve askeri hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak, o sakınca, başarısızlık halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? Oysa, bütün vatanın ve koskoca bir milletin ölüm kalım davası söz konusu olurken, vatan severim diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerinin yeri var mıydı?
Burada şunu da arz edeyim ki, bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına düşecek şahsiyetlerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı milletimin bağrıdır.
1- Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür,
birbirinden ayrılamaz.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı hükumetinin dağılması halinde, millet topyekun kendisini savunacak ve direnecektir.
...
4- Kuva-yı Milliye'yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.
5- Hristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez.
6- Manda ve Himaye kabul olunamaz.