Rüya, bilinçdışının bağımsız aktivitesiyle oluşan kendiliğinden bir süreçtir ve bilinçli kontrolümüzden uzaktır, tıpkı fiziksel sindirim aktivitemiz gibi. Bu yüzden rüyada tamamen nesnel bir sürece sahibizdir, ve bu sürecin doğasından itibaren durumun gerçekte ne olduğu hakkında nesnel sonuçlar elde edebiliriz.
Kendini eğitmenin kaçınılmaz temeli kendini-tanımaktır. Kendini tanıma yetisini, kısmen kendi hareketlerimizi ciddi şekilde gözden geçirerek ve yargılayarak, kısmen de diğerlerinin eleştirileriyle kazanıyoruz. Buna rağmen öz eleştiri tamamen kişisel önyargılara yatkınken, başkalarının eleştirileri hataya eğilimli ya da hoşumuza gitmeyen eleştirilerdir. Tüm olaylarda bu iki kaynaktan gerçekleşen kendini tanıma, arzu ve korkunun çarpıtmalarından nadiren uzak kalan tüm insan yargıları gibi eksik ve karmakarışıktır.
Bir insanın eğitiminin okuldan sonra, hatta üniversiteden sonra bile bittiğini düşünmekten çok uzağım. Sadece gençler için değil aynı zamanda yetişkinler için de devam okulları olmalı. Şu an insanları sadece bir yaşam kazanıp evlenebilecekleri noktaya kadar eğitiyoruz; sonra sanki tam bir zihinsel donanım kazanılmış gibi eğitim tamamen duruyor. Yaşamın geriye kalan tüm karmaşık problemlerinin çözümü bireyin sağduyusu - ve cehaletine- bırakılıyor. Düşüncesiz ve mutsuz sayısız evlilik, sayısız profesyonel hayal kırıklığı tamamen bu yetişkin eğitimi eksikliğinden kaynaklanıyor.
Kendimizi çocuğun okuldan aldığı belirli bilgilerin miktarıyla fazla meşgul etmeye gerek yok; hayati önem taşıyan şey şu ki okul, genç adamı aile ile kurulan bilinçdışı özdeşlikten özgürleştirmeli ve onun tam bir şekilde kendi bilincinde olmasını sağlamalıdır.
Çocuk zihni son derece duyarlı ve bağımlıdır; uzun süre ebeveyninin psikolojisinin atmosferinde kalır ve kendini bu etkiden oldukça geç serbest bırakır.