Sade'ın bu konuda yeni bir şey yarattığı yok; psikiatri kitaplarında en aşağı onunkiler kadar garip örneklere bol bol rastlanıyor. Aslında Sade'ın dikkatimizi çekişi ne sadece yazarlığında ne de sadece cinsel sapık oluşunda. Bu ikisi arasında kurduğu, yaşattığı bağlantılar Sade'ı Sade yapan.
Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan, bağnazlığa dek tanrısız... bir iki lafla ben böyleyim işte. Ya olduğum gibi alın ya da bir kez daha vurup öldürün beni. Çünkü değişmeyeceğim.
Evin önündeyken bir kez daha geri dönüp baktı. Bir yerlerden biri sesleniyor mu, bir sevgi sözcüğü geliyor mu, diye. Acaba içindeki çelikten itaat makinesini yumruklarıyla kıracak bir şeyler var mı, diye. Ama konuşan kimse yoktu. Seslenen kimse yoktu. Görünürde kimse yoktu. Her şey, herkes onu terk etmişti, ayaklarının altındaki zeminin kaydığını hissediyordu.
Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar olarak kalırlar.