BİR DELİNİN ÖZGÜRLÜĞÜ
Beynimin odalarında sesler yankılanır. Çatlaklardan sözler süzülür masadaki kitaplara.
Bir kaç sokak militanı ellerinde silahlarıyla girmeye çalışıyor kapıdan içeri. Sirenler duyuluyor. Herkesin dilinde aynı şey.
"Deli bu!"
Avazım çıktığı kadar bağırıyorum fısıltılar arasında.
Annem mutfakta, elinde ekmek bıçağıyla, çığlıklar halinde.
Beni doğurduğu güne lanetler okuyor.
Benim gibi bir deliye gebe kaldığı için feryatlar ediyor.
Sırtımı soğuk duvara yaslayınca fark ediyorum hayatta olduğumu.
Oysa bunca yıldır ölüydüm.
İhtiyar bir adamın sırtındaki kambur gibi geçmişti ömrüm.
Ve sürekli uçurumun ucunda gibiydim.
Peki neden şimdi hissediyorum varlığımı?
Duvara dokundum bir süre.
Bir şeyler yeşeriyor,
Kana karışıp akıp gidiyordu.
Kıpkırmızı bir şelale beliriyor,
hemen yanımda bir göl oluşturuyordu.
Ve tekrar aynı sesler. "Deli bu!"
Militanlar içeri girdi.
Ellerinde iplerle bana yaklaştılar.
İpleri aynı cümleden oluşuyordu "Deli bu!"
Ellerimi bağlayıp çürük dişlerini göstere göstere gülüyorlardı.
"Deli!"
Ve ben o gün bir şey yaptım.
Bunca yıl sonra yaşadığımı hissetmişken kimseye izin vermemeliydim.
Bu bir baş kaldırış, sisteme direnişti.
Bedenimi orada bırakıp ayrıldım yanlarından.
Ben ilk defa özgürdüm.
Ve anladım ki:
"Bir delinin özgür olması için bedeninden ayrılması gerekir. Özgürlüğü uğruna bedenini terk etmesi gerekir."