İnsanlar bana baktığında kıvırcık, kısa, kahverengi saçlarıyla pembe tekerlekli sandalyesinde oturan bir kız görüyor. Bu arada pembe tekerlekli sandalyenin herhangi sevimli bir yanı yok. Pembe olması bir şeyi değiştirmiyor.
Tek bir kararın ne gibi geleceklere yol açacağını bilemezdiniz. Ash’le birlikte kahve içmeye gitmek, mesela, Nora’nın kahveyi veren çocuğa âşık olmasına yol açabilirdi. Kuantum fiziğinin böyle öngörülemez bir doğası vardı işte.
“Benim en sevdiğim taş, kaledir,” dedi sonra. “Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın, filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir.”
İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yanları var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi; ama bir şehri yaşanabilir kılan şey, iyi yönleriydi.