cyrus bir internet sitesinde tam da bu anlama gelen bir kelimeyle karşılaşmıştı: sonder. "yanından geçip gittiğiniz rastgele kimselerin de en az sizin kadar gerçek ve karmaşık bir hayata sahip olduğunu fark etmek" diye tanımlanıyordu. muazzam bir şeydi bu; adını koyduğunuzda bile hissiyat kendisinden bir şey kaybetmiyordu. dil denen şey bazen öyle yetersiz kalıyordu.
"en sevdiğin sanat eserlerine, sana yaşamak için amaç veren her şeye erişimini kaybetmek ne demek, hayal edebiliyor musun? bir amaç ve akış veren şeylere? seni insanlığın bir parçası gibi hissettiren şeylere? hayatta kalmak istemeni sağlayan şeylere?"
"edemiyorum," dedi beethoven dürüstçe. "hayatta kalmak istemek. onu da hayal edemiyorum."
"bunda bu kadar üzülecek ne var, abartıyorsun, kafanda büyütüyorsun, kendini hemen bıraktın, herkesin ne dertleri var, takıldığın şeye bak, biz neler yaşadık..." cümleleri yerine 'konuşmak istersen buradayım, biraz zamana ihtiyacın var, sen nasıl istersen, benimle yürüyüşe gelmek ister misin, çay yaptım kendime, birlikte içelim mi, benden istediğin bir şey varsa söyler misin, sana nasıl yardımcı olabilirim, doktorunla/psikoterapistinle görüşmek bana en doğrusu gibi geliyor, sana önerisi/yardımı olacaktır, istersen seninle gelebilirim..." gibi cümleler kurmak gerekir.
bipolar depresyon, hem onu yaşayan kişi hem de yakınları için hassas ve kırılgan bir dönemdir. iyi niyetli tüm çaba ve öneriler, gücü ve umudu olmayan, duyguları adeta donmuş, hissizleşmiş biri için boşuna ısrar gibi gelir. o kadar basit şeyleri bile yapamamasıyla yüzleşmek, kendini suçlamaya neden olur.