Mutluluğun kaynağının aşk olduğu düşüncesi, modern bir fikir olup, 17. yüzyılın sonlarından günümüze kadar gelmiştir. O zamandan beri insanlara aşkın sonsuza dek sürmesi gerektiği ve aşkın en iyi yaşanacağı yerin evlilik olduğu öğretilmiştir. Ancak geçmişte, arzunun uzun ömürlü olmasına dair daha karamsar düşünceler hakimdi. Örneğin, Romeo ve Juliet’in hikayesi mutlu bir hikaye değil, bir trajedidir. Son on yılda, evlilikle ilgili beklentiler önemli ölçüde artmış, bireysel gelişimi tamamlama yolu olarak görülmeye başlanmıştır. Bu durum hayal kırıklıklarını ve tatminsizlikleri de beraberinde getirmiştir.