Uçma arzusu taşıyan bir zürafa ve ona nesi olsaydı uçabileceğini söyleyen beş kuş: karga, baykuş, martı, güvercin ve serçe.
Her karşılaşmada "uçamazdı elbette (...) zürafa" diyor yazar. Beş kuş zürafanın eksikliğine dikkat çekiyor. Hâlbuki eksiklik diye etiketlenen şey sadece bir farklılık değil midir? Yazar "Her binişinde salıncağa duysa da aynı mazeretleri zürafa hissederdi kendini uçuyormuş gibi bulutlarda." diye sonlandırıyor öyküyü. Bir kuşun anatomisine sahip olmadığından uçamayan zürafa arzusuna bir çıkış yolu bulmuştur.
Okurken ve bunları yazarken kendi öykümü düşündüm yine: mesela ben kendimi bildim bileli doğal bir yolla (ilaçsız) derin uykuya dalmanın neye benzediğini bilmiyorum. Sosyal ilişkilerin yoğun olduğu anlarda/ yerlerde bunalıyorum, afallıyorum; günler boyu inzivada olursam ancak zihnimi toparlayabiliyorum; birinin bir sorununu dinlerken dinlemeyip/ teselli etmeyip pat diye çözüm yolları anlatıyorum. Maskeler kullandıktan sonra tükenmişlik yaşıyorum. Özlemiyorum, özlemenin ne olduğunu anlayamıyorum. Ve daha başka "yetersizlikler/ eksiklikler"... Çocukken tanı almayan diğerleri gibi ben de bu yap(a)madıklarım için yıllarca kendimi yargıladım. Kendimi suçladım. Hâlbuki sadece zihnim farklıymış, dünyanın nörotipik yapısı bana uygun değilmiş. Şimdi bu farklılığı onurlandırarak yapıyla savaşmadan kendi şarkımı söyleme zamanı.