Nesrin

Nesrin
@nosanora
"De ki: Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir." (Enâm 162)

Nesrin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·408 syf.·
2026 1. kitabı
Betty Mahmudi
8.8/10 · 7,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gurbet Kuşları
..... Galiba her şey yerli yerinde de insanlar ortalık eskiymiş, bir dostu bulamasak gölgesini arardık şimdi gölgeler de insanlara benziyor yarısı karanlık, yarısı kiralık herkes içinde üç-beş yalnız besliyor ...herkesin gözü başkasının yalnızlığında bir 'çıt' yeterdi oysa bir insanla bir 'çıt', açılıp kapanmaya şimdi herkesin ortasında şimdi bir insanın ortasında çat çat çat çarpışan üç-beş yalnız üç-beş yaralısı var herkesin hayatında ve yalnızca bir cümlesi: Biz çok yalnızdık! Ve galiba yalnızlığın bol gelmesinden içimizdeki bu kalabalık öyle korktuk ki yalnızlığımızdan kimseye bırakmadık ! Haydar Ergülen
Edebiyat
“Ebediyete Göçerken Ardımızda Hoş Bir Sadâ Bırakabilir miyiz?”
“Hoş bir sadâ bırakalım” ne çok şey söylüyor bu cümle… İnsan, geçip giden bir gölge olduğunu anlayınca yükünü hafifletmek istiyor. Ne kırdığı kalplerle hatırlanmak, ne de gürültüsüyle… Bir dua gibi kalsın ardımızda adımız, bir kapı aralığında duyulan rüzgâr sesi gibi. Hoş bir sadâ; kimseyi incitmeden susabilmek, hakkı çiğnemeden yürüyebilmek, kendini unutmadan başkasına iyi gelebilmek. Ne çok şeye bedel aslında. Belki dünya bizi alkışlamayacak, belki kimse adımızı yazmayacak bir yere. Ama birinin kalbinde “iyi ki” diye titreşen bir an bırakabiliyorsak, işte o, ömürden artan en kıymetli şeydir. Ve insan, sınırlı ömrünü fark ettiğinde anlar: Geride bırakılacak en güzel miras ne sözlerin çokluğu ne de izlerin derinliğidir. Bir gönülde kalan sessiz, temiz bir sadâdır...
Duygu ve Düşünce
Dönüşüm...
"Sevgi, insanı dönüştürürmüş meğer. Sadece kalbini yumuşatmakla kalmaz aynı zamanda ruhunu olgunlaştırır, hayata bakışını ve yolunu da değiştirirmiş. Kardeşimin minik bebeği dünyaya geldiğinde, ben tam olarak bunu gördüm: o minicik varlık, onun kalbini öyle bir sevgiyle doldurdu ki, adeta yeniden doğmuş gibi, yepyeni ve güzel bir babayı da ortaya çıkarıverdi. Sevgiyle şekillenmek bu olmalı...”
Gülhan... Geriye kalanlar...
Geriye ne bıraktığımızı hiç düşündük mü gerçekten? Zaman akıp giderken, biz sadece yaşadığımızı sandık belki de. Oysa her yaş, bizden bir parça aldı; her deneyim, sessizce içimize yerleşti. Herkesin yolu başka, yükü başka. Aynı gökyüzünün altında, bambaşka hikâyeler taşıdık. Kimimiz cesaret sandı susmayı, kimimiz erdem diye öğrendi vazgeçmeyi. İçimizde bir yerde, hep yarım kalan cümleler birikti. “Keşke” ile başlayan ama yüksek sesle söylenemeyen cümleler… Bir gün yapılacaklar listesine yazılıp, bir türlü gerçekleştirilemeyen hayaller… Ölmeden önce yapılacaklar diye bir liste var mıydı gerçekten, yoksa biz sadece günü kurtarmayı hayat sanarak mı yaşadık? Bu farkındalık kaç yaşında gelir insana? Takvim yaprakları mı öğretir, yoksa kayıplar mı? Belki de yaşın hiç önemi yoktur; insan, durup kendine bakabildiği an büyür. Geriye dönüp baktığımızda, yaşadıklarımızdan çok yaşayamadıklarımızın ağırlığı çöker omzumuza. Ve insan anlar ki, en büyük eksiklik kendine sormaya cesaret edemediği sorulardır... Gülhan, dergiye göndereceği yazının taslağını bitirmişti sonunda. Bir fincan kahve alıp pencereye doğru yaklaştı, dışarıda kar yağıyordu. Sokaktan geçenler, beyazlığın içinde iz bırakıp sessizce uzaklaşıyordu. Bir an, bu satırların bir gün ona denk gelip gelmeyeceğini düşündü. Okur mu, fark eder mi, içini yoklar mıydı acaba? Sonra bu düşünceyi de serbest bıraktı. Çünkü bazı yazılar ulaşmak için değil, insanın kendini toparlaması için yazılırdı. Kar yağmaya devam ediyordu. Gülhan camın ardında dururken, kalbindeki ağırlıkların yavaş yavaş çözüldüğünü hissetti. Uzun zamandır ilk kez, yarının ona kapalı olmadığını düşündü. Büyük vaatler değil belki; ama sahici, küçük umutlar… Bazı soruların cevabı zamanla gelirdi. Bazı yarım cümleler yeniden kurulabilirdi. Ve bazı başlangıçlar,