Nothing

Nothing
@nothing17
hobi olarak tıp okuyorum
Hekimlik sanatı
İnsanı bilmek, yalnızca etten ve kemikten ibaret bir yapıyı ezberlemek değildir; o yapının içindeki sızıyı duyabilmektir. İyileştirmek cesaret ister; çünkü bir başkasının acısına, karanlığına ortak olmaya cüret edersiniz. Kesip biçilenin ötesine geçmek, nefesin tıkandığı yere umut üfleyebilmektir. Bilimin mekanik sınırlarının bittiği yerde hekimlik sanatı başlar; insanın insana şifası işte o ince çizgide gizlidir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Hiçbir zaman kendini hazır hissetmeyeceksin. Çünkü hazır olmak bir his değil, bir karardır."
Alıntı
Reddiye
Gürültünün hakikat sanıldığı, gücün ahlakı ezdiği bir çağda, kötülüğe alışmamak için gösterilen o inatçı direnç, insanın kendine duyduğu saygının kalesidir. Etrafını saran o bulanık suya karışmamak için akıntıya karşı durmak, yorgunluk değil, karakterin omurgasıdır. Çünkü insan, maruz kaldığı çirkinliğe benzemediği sürece kazanır. Kalbini, zamanın paslı dişlileri arasında ezilmekten koruyan kişi, aslında o dişlilerin dönmesini sağlayan petrolü-yani rızasını-sistemden çekmiş demektir.
11.01.2024
Duygusal hafızasını sezgileriyle izleyenler, mücevher kutularında sakladıkları eşsiz güzellikte olan anıların büyüsüyle hikayeler anlatır. O vecd hallerini başkalarına aktararak ömür uzatmayı severler. Kayıp sanılan, gözükmeyen o sevgi aslında hiç kaybolmamış veya azalmamıştır. İşte bu sevgi anılarla birleşerek daim bir aşkı doğurur. Kendi benliğinin dehlizlerinde kaybolmak yerine; yürüdüğü, adım attığı her bir yolda ve her bir zamanda birlikte paylaşacağı, hayatının büyük bir kısmını yalnızca onu düşünerek geçirebileceği bir insan tanımak yapılabilecek fevkalade bir yaşamdır. Bir başkasının kalbinde yetişen ve büyüyen duygular, elbet bir gün hakikatin kıyısına vuracak, fani olan bu dünyadan kurtulcaktır
Soğumuş Yangın
Büyük fırtınalar dindiğinde geriye kalan sessizlik, hiç başlamamış bir sessizlikten çok daha derindir. Yaşanıp biten her hikâye, insanın ruhunda görünmez bir coğrafya yaratır. Başlangıçta yakıp yıkan o hırçın alev, zamanın sabırlı süzgecinden geçince geriye sadece ılıman bir kül, asil bir iz bırakır. Bu süreç bir yenilgi ya da kayıp değildir; aksine, ham bir taşın yontulup şekil alması, bir karakterin yerine oturmasıdır. ​Artık gürültülü vedaların, suçlamaların veya pişmanlıkların dönemi kapanmış; yerini yaşanmışlığın o ağırbaşlı sükûnetine bırakmıştır. Geçmişte kalbi yerinden söküp atacakmış gibi hissettiren o anlar, şimdi tozlu raflarda duran kıymetli birer antika gibidir; uzaktan bakıldığında can yakmaz, sadece derin bir yaşanmışlığı hatırlatır. Fırtınadan sağ çıkmak değil, o fırtınayla değişip dönüşmektir asıl mesele. Çünkü geride kalan, sızlayan bir yara değil; ruhun üzerine bir madalya gibi sinmiş o vakur olgunluktur.