Aklında kutsallaştırdığın o kişiyi düşünmek uğruna pervasızca, acımasızca, içindeki eşsiz hazineyi çöpe atıyorsun. Bir mesaj beklerken ekran başında felç olmuş gibi kaybettiğin o üç saat onun neden öyle davrandığını anlamlandırmaya çalışırken zihnindeki o toksik mahkemede uykusuz geçirdiğin karanlık geceler, geçmişte yaşanan basit bir diyaloğu, sıradan bir bakışı zihninde binlerce kez başa sararken feda ettiğin haftalar, aylar, hayatın ellerinin arasından kayıp gidiyor. Hedeflerin ve kendi potansiyelin bir kenarda çürümeye terk ediliyor. Sen ise bunu o insan için ödediğin asil bir bedel sanıyorsun. Oysa bu asalet değil. Bu kendi yaşam hakkına, aldığın nefese yaptığın en büyük ve en affedilmez ihanettir.