bu ilişkide benim için kronoloji yoktu; sadece onun varlığını ya da yokluğunu biliyordum. "her zaman" ile "bir gün" arasında durmadan gidip gelen bir tutkunun işaretlerini biriktiriyorum
kaç kez seviştiğimizi hesaplıyordum. her defasında ilişkimize bir şeyin daha eklendiği hissine kapılıyordum, fakat bizi birbirimizden kesinlikle ayıracak olan da bu jest ve haz birikimiydi. bir arzu sermayesini tüketiyorduk. fiziksel yoğunluk düzeyinde kazanılan, zaman düzeyinde yitiriliyordu. onun bedeninde uyuyormuş gibi hissettiğim bir yan uykuya dalıyordum
garip bir acı, inanılmaz boyutlara ulaşıyor bu alacakaranlıkta. sanki ayrılamayacağım bir duygu var, ayrılamayacağım bir insan var. geçmişte, şimdi gelecekte. ya da böylesi bir duygunun yolculuğundan mıyım. tüm varoluşumda sürüklediğim bu duygunun.
çeşitli kentlerin gecenin uzantısında yaşayıp, sabahları uyanıp, gündüzleri uzun caddelerini mi yürümeliydim. bir alan ve birkaç caddeden oluşan küçük bir kentte neden sınırlanmadı yaşamım.
duygular, bir kişi olarak belirlenmese de. ama insan bu duygularını, birinin tenine, bedenine aktarabilirse, bunu başardığı an yaşam inandırıcı oluyor. insan hiç geçmesin istiyor varoluşu. bu duyguyu yitirmemen gerek. insan biçimlenmese de. bu duygu beni yenen, içimde yaşayan ve ölen canlıyı yenen tek duygu