“İnsanlarla alışverişimde bana az zorluk çıkarmayan son bir huyuma daha kısaca değinebilir miyim? Arınmışlık içgüdüsünün hepten korkunç bir duyarlığı vergidir bana, öyle ki her ruhun dolaylarını, dalayları ne kelime, ta içini, "ciğerini" görür gibi se zerim,kokusunu alırım... Bu duyarlık benim için psikolojik bir duyargadır; bununla her gize dokunur, yakalarım onu. Kimi yaradılışın derinlerinde yatan,belki de kötü kanın gerektirdiği, ama üstü eğitimle sıvanmış bir sürü pisliği hemen ilk dokunuşta fark ediveririm. Doğru gözlemişsem, arınmışlığıma zararlı bu gibi yaradılışlar da, kendi paylarına, benim iğrenip sa kınışımı sezerler; böylelikle daha güzel kokulu olmazlar ya. . . Bir kez böyle alışmışım, -kendime karşı aşırı bir açıklık temel koşuludur varoluşumun, arınmış olmayan çevrede yaşayamam-, sanki
suda, dupduru, pırıl pırıl bir sıvıda yüzerim, yıkanırım, oynarım aralıksız.”