Okuduğum ilk polisiye kitap olması, beni çeşitli aksiyon beklentilerine sokarken kitabın uzunca kısmı sabır gerekiren bir dedektiflik işi. Kitabın ortalarına ve sonun başlangıcına geldiğinizde ise ters köşeden kafa karışıklığı yaşayıp tek solukla okuyacağınız sayfalar sizi bekliyor. Öyle ki kitabın belirli kısımlarında heyecandan yerimde duramadığım ve yine bazı kısımlarındaysa kitabı kapatıp "neler oluyor" diye düşündüğüm çok oldu. İnanılmaz ters köşelere tanık olmam bana haz vermiş olsa da bu kitapta en sevdiğim kısım kendimi Cambridge sokaklarında hissetmem oldu. Karakterlerin kimi zaman bir tabloya bakıp, kimi zaman herhangi bir kitabı görüp sanatçılar hakkında yaptığı yorumlar da fazlasıyla hoşuma gitti. Kitabın adını aldığı ve Cordelia'nın sürekliği duyduğu "Dedektiflik kadınlara göre değil!" söylemleri ve Cordelia'nın her ne olursa olsun pes etmemesi ve işini sonuçlandırması üzerine gelişen bu hikayenin tadı damağımda kaldı.
KİTABIN KONUSU
Cordelia adında genç ve tecrübesiz bir dedektif olan kadın, iş ortağının ölümünden sonra, iş ortağından kalma bir intihar işini üstlenir. Cambridge Üniversitesi'nde Tarih okuyan Mark Callender, önce okulu bırakmış ve bir köşkte bahçıvan olarak çalışmaya başlamış sonra da işe başladıktan 18 gün sonra bahçıvanlık yaptığı evin, bahçıvan kulübesinde asılı şekilde bulunmuştur. Bunun üzerine oğlunun neden intihar ettiğini bilmek isteyen babası, Cordelia'yı işe alır ve macera başlar. Coldelia, Mark'ın öğretmenleri, arkadaşları, eski sevgilisi ve hatta vaftiz annesiyle iletişime geçer ve kanıtlar toplamaya çalışır. Bu ölüm göründüğü kadar masum bir intihar mıdır yoksa hiç tahmin edemeyeceğimiz biri tarafından işlenmiş bir cinayet mi?