..daha ilk adımda ayağıma takılan bir çakıl taşının etrafında dolanıp duruyor, başkaları, beni alıkoyan çakıl taşını ellerini kollarını sallayarak geçip giderken ben, bana aşılmaz bir dağ gibi görünen çakıl taşıyla baş başa kalıyordum.
çaba sarf ettiğim halde başarısız olmanın ne kadar saçma olduğunu fark edince, son zamanlarda insanlarla olan münasebetimi kaderci bir bakış açısıyla sürdürmeye karar verdim
tıpkı hastalıklar gibi düşünce ve duyguların da bir kuluçka dönemi var. ve kuluçka döneminde bu duygu ve düşüncelere göre hareket edip davransak bile aslında bu düşünce ve duyguların varlığından bile haberdar olmuyoruz. ve bu duygu ve düşünceleri bilinçaltımızdan gün yüzüne çıkaracak bir olayla karşılaşmazsak asla duygularımızın etkisi altında kalmadığımızı iddia etsek bile hayatımızın geri kalanı boyunca onlar tarafından yönetiliyoruz. duygu ve düşüncelerimize ters düşse de çeşitli davranışlarla haklı olduğumuzu ispatlamaya çalışıyoruz ama dışarıdan bir göz bu çelişkiyi kolayca fark edebiliyor...
acı çeken ben olduğuma göre, buna son verecek olan da ben olmalıyım. şimdiye kadar başka birisinin gelip çözüm üretmesini bekliyordum. sanki yoldan geçen birini görmüşüm de onu gelip içine saplandığım bu batağın etrafında dolaşmaya ikna etmeye çalışıyormuşum gibiydi. bataktan çıkmamak için türlü bahaneler üretirken, sorunu onun çözmesini bekliyordum. aynanın önünde dikilip aynadaki yansımanızdan şikayet ediyorsanız bir yere varamazsınız. eğer toplumun yansıması denilen bu aynanın yerini değiştiremiyorsanız, yapılacak en iyi şey aynadan uzaklaşmaktır.