Sınırsız, yüce gökyüzü, ne kadar farklı bizden! Uçsuz bucaksız maviliği ile koşan, savaşan, bağrışan bizlerden, topu birbirinden almaya uğraşan topçulardan ne kadar başka! Şu ağır ağır ilerleyen bulutlar… Nasıl olmuş da daha önce bu yüce gökyüzünü fark etmemişim! Onu sonunda keşfettiğim için ne kadar mutluyum.
Sadece benim içimde ve şu güneş ışığından bu kadar mutluluk varken burada… İnleyişler, acılar ve bu emniyetsizlik, bu telaş… İşte, yine aynı şeyi tekrar tekrar haykırıyorlar. Herkes birden geriye doğru koşuyor ve ben de onlarla beraber koşuyorum. Ve işte ölüm… İşte ölüm üzerimde dolaşıyor, etrafımda dolanıyor… Her tarafta onu görüyorum, hissediyorum. Bir an sonra ben de bu güneş ışığını, bu suları, bu dağ geçidini bir daha hiç göremeyeceğim…