"Ama kendisi de bir zamanlar askerlik yapmış Ali Rıza Bey oğlunun asker olmasını, devlet adamı olmasını istiyordu. Bu Ali Rıza Bey'in dine karşı mesafeli duruşundan falan ileri gelmiyordu. Hayır, o da sonuçta Hafız Ahmet Efendi'nin oğluydu. Sevdiği Türk'le evlenmek için yeni Müslüman olmuş bir Rum kızını Hristiyanlara teslim etmemek için tüm hayatını feda etmiş Hafız Ahmet Efendi'nin. İşte tam da bu yüzden belki de Ali Rıza Bey, oğlunun dinini vatan ve millet aşkıyla birleştirmesini, dünyaya adalet ve özgürlüğü yaymasını, bu uğurda çabalamasını istiyordu. Mustafa Hafız Mehmet'in değil, onu askeri okula en iyi hazırlayacak, Selanik'in çağdaş usullerle eğitim yapan tek okulu Şemsi Efendi'nin okuluna gitmeliydi.
"Bir sofu kızıydı Zübeyde Hanım. Sofu, yani en üst düzeyde dindar ve dini kaideleri hayatının ana prensipleri halinde yaşayan ve dini bilgisi çok yüksek kişi. Öyle ismen falan değil, Hacı Feyzullah Ağa' nın kızıydı ve babası gibi mütedeyyin bir karaktere sahipti. Mustafa'nın okul yaşı gelip çattığında Zübeyde Hanım tutturmuştu oğlum hafız olacak diye. Bunun içinde Hafız Mehmet Efendi'nin okuluna gitmesi gerekiyordu."
“O akşam bir şeyi çok iyi anladım. Sürekli aşağılanan insan, sonunda aşağılanmayı kabulleniyordu ve yazgısına boyun eğiyordu. Galiba zayıf insanın anlaşılmaz gizemiydi bu. Ne korkunç bir giz!
“…Unutma … Konuşmak bir ihtiyaçtır. Zihnin boşaldığı bir kanaldır. Zihin boşalmazsa, duygusal patlamalar olur. Bu yüzden önemlidir kişinin kendisini ifade edebilmesi. Yine unutma… konuşmak yetmez, ayrıca paylaşmak da gerekir. Kişinin bir odaya çekilip kendi kendine konuşması, onun zihnen boşalacağı anlamına gelmez. İnsan paylaşarak konuşursa huzura erer, konuştuğu kişiye bağlanır.”