Beyazıt Akman

Beyazıt Akman

Yazar
8.9/10
821 Kişi
·
1.994
Okunma
·
191
Beğeni
·
4.761
Gösterim
Adı:
Beyazıt Akman
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kastamonu, 1981
Beyazıt Akman, 1981, Kastamonu doğumlu. Amerika'da Illinois State Üniversitesi'nde Batı edebiyatında İslam algısı ve Türkler üzerine doktorasına devam ediyor.

İngiliz Dili Eğitimi üzerine olan lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bitirdi. Üniversite ikincisi olarak yüksek şerefle mezun oldu. 2004’te Fulbright Bursiyeri olarak Amerika’ya gitti. 2006’da İngiliz edebiyatı master derecesini aldı ve Illinois State Üniversitesi’nde doktoraya başladı. Aynı üniversitede halen İngiliz edebiyatı ve İslam üzerine ders veriyor. Shakespeare ve Daniel Defoe’da Türk imgesi ve Osmanlılar hakkında uluslararası akademik dergilerde makaleleri bulunan yazar Amerika’da pekçok konferansta bildiriler de sundu. Varlık, Kitap-lık, ve Adam Öykü gibi dergilerde öyküleri, Vatan, Radikal ve Sabah gazetelerinde yazıları yayınladı, 2003 Yaşar Nabi Yanır Gençlik Ödülleri’nde Dikkate Değer Öykücü olarak değerlendirildi.

Akman, İmparatorluk serisine Amerika’da; üniversite kütüphanelerindeki kaynaklarla birlikte yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceleyerek, doktora çalışmalarıyla ilintili beş yıllık bir araştırmanın ardından başlamıştır. Dünyanın İlk Günü adlı 700 sayfalık eser yazarın ilk romanıdır.

Yazar, 2010 yılında Washington'daki dünyaca ünlü, kütüphaneler ve müzeler kompleksi olan Smithsonian Enstitüsü'ne "Batı'daki Türk ve İslam algısı" adlı araştırmasıyla özel araştırmacı olarak kabul edildi.
Fatih'e ve Türklere "Barbar" diyen Batı, kendi tarihine baktığında Fatih'in tırnağı dahi olamayacağını rahatlıkla görebilir.
"... En güçlü pehlivan kimdir biliyor musun ?"
Çocuğun üzerine tekrar yürüdü.
"Öfkelendiği zaman yerinde oturabilendir. Dünyaya hükmetmek kendine hükmetmekle başlar."
Cihad kimisi için kılıç tutmaktır, kimisi için top dökmek, bir başkası için ise kürek çekmektir alim için kalem tutmak, kemankeş için ok atmak, bir oduncu içinse baltasını ustalıkla kullanmaktır.
Okuduğum tarih kitaplarından öğrendiğim bir şey varsa o da hiçbir gücün ebediyeti yakalayamadığı.
Beyazıt Akman
Sayfa 65 - Epsilon Yayınları
656 syf.
·Beğendi·10/10
İspanya kral ve kraliçesi tarafından sınır dışı edilen Endülüs Yahudilerinin, Osmanlı Devletine kaçışı anlatılmaktadır. Ayrıca döneme ait önemli karakterlere de, yan öyküler ile pekiştirilerek değinilmiştir. Üç kadim dinin oluşturduğu ortak denge: Müslüman ve Yahudilerin asimile edilerek yaşanılan trajedi neticesinde bozulan dengelere, Avrupa'nın kaybettiği kültürel mirasta eklenince insanlık alemi için ne gibi sorunlar teşkil ettiğini Beyazıt Akman müthiş anlatımı ile çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Maalesef 'Son Sefarad' tarihin şahit olduğu; gerçek, insanlık dışı vahşi yüzünü anlatmakta.
288 syf.
·11 günde·6/10
Beyazıt Akman'ın "Dünyanın İlk Günü" ve "Son Sefarad" kitaplarını büyük bir hayranlık ve beğeniyle okudum. Bu kitabı için de aynı şekilde hissederim diye düşündüm. Fakat biraz hayal kırıklığına uğradım.
Adından da anlaşılacağı gibi Doğu ve Batı tarihsel olarak kıyaslanıyor. Bazı yerlerde yazara katılmakla birlikte bazı yerlerde katılmıyorum. Örneğin matbaacılığın Osmanlı'da bu kadar geç kullanılma sebebi. Yazarımıza göre bizim dinimiz için yazı yazmak kutsaldır. Matbaacılık bu nedenle hemen kullanılmak istenmemiştir. Ben bu yoruma katılmıyorum. Hem matbaa kullanılabilir hem de yazı sanatına devam edilebilirdi. Bence bu neden, tamamen bahane olmuş. Matbaa sayesinde Avrupa'nın atağı ortada.
Yine yazara göre doğu ve batı sentezinde doğu batıdan daha ilerde.
Evet eskiden doğuda gerçekten değerli bilim adamları yetişmiştir. Ama gelin görün ki bu kaynakları kullanan yine Avrupalılar. Bu anlamda bana göre hem yapmak hem de kullanmak önem arz ediyor.
Yazarın üslubu da pek hoşuma gitmedi açıkçası. Bir durumdan bahsettikten sonra ardından "yerse" kelimesini sık sık kullanması beni oldukça rahatsız etti.
Daha yazacak çok şey var aslında ama herşeyden bahsetmeyelim.
624 syf.
·8 günde·9/10
Tarihi içerikli kitapları cok severek okudugum soylenemez, bir sayısalcı olarak tarihleri, savaşları ya da olayların geçtiği yerleri ezberimde tutamadığım için zorlanırım okurken. Beyazıt akman bu tabuyu kıran nadir yazarlardan benim için. Fatih sultan mehmedin Istanbulun fethine kadar olan süreci kronolojik olarak cok guzel bir dille sade herkesin anlayabileceği şekilde çok güzel anlatmış. Okurken sizi tarihi bir kitap dünyasından uzaklaştırıyor. Kitabın devamı var son seferad- imparatorluk 2, onu da aynı keyifle okuyacağımı düşünerek, sizlere de keyifli okumalar diliyorum:)
656 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Dünyanın İlk Günün'den sonraki 2.kitap İmparatorluk serisinde bu sefer II. Bayezid var devletin başında. Kitap yan karakterlerle muhteşem bir ahenk harikası benim için.

Öncelikle Sayın Akman yine kitabı yazmadan önce çok iyi araştırmalar yaptığını belirtmiş ki bu benim için çok önemli çünkü iyi bir kitap hele ki tarih romanı sağlam bir araştırma yapmadan yazılamaz ve kitapdaki önemli karakterlerden birinin gerçek hayatta'ki torunuyla olan sohbeti beni çok etkiledi.

Öncelikle padişah'dan başlamak isterim 2.Beyazid babası Fatih'e göre hiç'de ciddi değil devlet yönetimi olsun ruhani ve fiziki yönden babasının çeyreği bile etmiyor ta ki hocası onu eğitmeye başlayıp onu yontarak bir kaleme çevirmesine kadar.

2.Beyazid yolladığı Ajanı davud ile Endülüs Yahudilerinin Kral ve Kraliçe tarafından katledilmeden önce onları kurtarmaya çalışıyor. Davud'un ise son isteği görevi yerine getirip Sevdiği kıza Elife kavuşmak. Karakterlerin adı çok manidar aslında Türk tarafında Davud ve Elif varken Yahudi tarafında ise David ve Esther.

Kitap da padişahın şehzadeyken olgunlaşma ve manevi yönünü geliştirme süreci beni çok etkiledi. Şeyh Hamdullah gibi bir hocam olsun isterdim kıskandım doğrusu..

Önceki kitap'da Yeniçeri ocağını anlatırken burada ise Osmanlı donanmasını anlatmış yani daha çok üstünde durulmuş Burak Reis özellikle Ruhları şad olsun..

Ama tarihi açıdan bakarsak Son Sefarad tarihin şahit olduğu; gerçek, insanlık dışı vahşi yüzünü anlatmakta. Hristiyanlar tarafından sürülen Yahudilerin gördüğü zorluklar ve çektiği işkenceler insanın için darmadağın ediyor..

Osmanlı devleti aslında bir Türk devleti değil bütün inanışlara sahip olan ve farklı milletlerden insanların ait olduğu bir cihan devletiydi. Her insanın rahatça yaşayabileceği belki şuana kadar ki tek devlet sistemi Osmanlıydı..


“Bizim davamız kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Allah'ın dinini yüceltmekdir ! " Osman Gazi
656 syf.
·Puan vermedi
Kristof Kolombus için hiç bir şey bilmiyor bize bir şey katmaz diyen Kemal reis'in bilgileriyle ünlü bir kaşif olmasına hayran kaldım ve daha nice olaylar . Beyazıt Akman'ın kalemine Allah zeval vermesin .
624 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Beyazıt Akman'ın muhteşem yorumuyla bizlere sunduğu bu eser efsanevi surukleyiciliği ile beni mest etti.Özellikle tarihi roman severler icin bulunmaz bir nimet.
İstanbulun fethinin dalga dalga kronolojik bir sırayla ve sıkma dan anlatılışı kitabi diger tarihi romanlardan ayıran en önemli özellikti.
Hic bir sekilde yanli bir anlatima sahit olmadim desem yeridir hatta kitabin sonlarina dogru Sultan Mehmetin bir cok sey denemesine rağmen surlarda tek bir çatlak dahi acamamasi beni kitabi okurken sanki oradaymisim gibi umutsuzluğa sürükledi.
Kurgusal olarak cok iyi bir dille okuyucuya aktarılan eserde tarihi kişiler karakterine cok uygun bir dille kitaba aktarılmış.
Ansiklopedik daha once duymadığınız kişi kurumlar devletler sanatkarlar ve ilim ustalarını yakından tanıma fırsatı sunmuş bize yazar.
Açıkçası 630 sayfalık kitapta eleştirilecek dişe kemiğe gelecek hic bir sey görmedim.Elbette kusur vardır ama yazar kitaba cok iyi çalışmış gerçekten.
Herkesin okuması gereken ve israrla önerdiğim onerecegim bir eser insana gercekten cok fazla sey katıyor. İyi Okumalar...
624 syf.
·Beğendi·10/10
Tek nefeste yemeden içmeden okudum, tabi kahve ve biraz su içmiş olabilirim, hani şu fetih 1453 filmi varya herkesin çok beğendiği heh işte bu ondan da güzel çünkü belli kalıplarda insanları görmenize gerek yok nasıl göreceğiniz sizin tahayyülünüze kalmış..
624 syf.
·Beğendi·9/10
İstanbul’un fethini hiç bu kadar değişik bakış açılarından ve ayrıntılı bir şekilde okumadığımı söyleyebilirim. Fatih Sultan Mehmet’in tahta geçiş zamanlarından başlayan bu serüvende özelikle eğitimi için yanında bulunan Molla Gürani, Molla Lütfi, Molla Hüsrev gibi âlimlerle olan diyaloglarını okumak çok keyif verici ve bilgilendiriciydi. En önemlisi ise kitapta anlatılan zaman diliminin sadece Türklerin gözüyle değil yabancıların gözüyle de bizlere yansıtılması oldu. Gerçi bu bölümlerde daha çok yabancı devletlerin yanında Osmanlı’nın heybeti, gücü ön plana çıkarılmak istense de bu beni rahatsız etmedi. Tüm bunların yanında eserde gözümüzde fotoğraf gibi canlanacak derecede ayrıntılı betimlemeler mevcuttur. Özellikle Osmanlı donanmasındaki askerlerin görünüşlerini ve padişahın kıyafetlerini ayrıntılı şekilde anlatmıştır.
“Paşa’nın açık kahverengi, bej kumaşla kaplı siyah benekli beyaz kürkü kaftanın kenarlarından görünüyor, kaftanın uzun etekleri doru atının örtüsünün üzerine doğru uzanıyordu.”
Hele savaşın olduğu kısımları okurken yazar film izliyormuş gibi hissettiriyor. Son olarak diyebilirim ki yazarın kitabı yazarken “2009’un başlarına kadar İstanbul’un fethi ve Fatih Sultan Mehmet üzerine yazılmış ne kadar İngilizce ve Türkçe kaynak varsa hepsi elimden geçti.” dediği eseri okumanızı öneririm.
624 syf.
·8 günde·Beğendi·6/10
Kitabın ismi ilk başta okuduğunuzda size pek bir şey ifade etmiyor. Zaten kitabın sonlarına kadar da isminin anlamı üzerinde düşünmüyorsunuz. Çünkü içinde anlatılan o kadar geniş bir dünya var ki... Genç sultan Mehmet yeni bir çağın kapılarını açmak üzere ilk büyük seferine hazırlanırken dünya yepyeni bir güne uyanacaktır.

Beyazıt Akman'ın İmparatorluk serisi bu kitapla başlıyor. İkinci kitabını daha evvelinden okuduğum ve İstanbul'un fethinin ayrıntılarını bilmem kaçıncı defa okuduğumdan olsa gerek, kitap hem üslup hem içerik olarak fazlasıyla tanıdık geldi. Bu yüzden de yer yer sıkılmadım desem yalan olur. Yine de Beyazıt Akman'ın bu anlatım tarzını seviyorum. Bir tarihi romanda beklediğim hemen her şeyi buldum. Roman İstanbul'un fethini temel alırken çok geniş bir perspektif çiziyor ve içine istemediğiniz kadar çok unsuru dahil ediyor. Osmanlı Devleti'nin merkezi Edirne, fethe hazırlanan genç sultan, Doğu Roma, Vatikan, Cenevizliler, Venedikliler, Tapınak Şövalyeleri, Drakula olarak da bilinen Vlad Tepeş, yeniçeri ortaları, Venedikli seyyah Alberti, Osmanlı medreselerindeki müderrisler, mühendisler, nakkaşlar, kemankeşler ve her İstanbul'un fethi hikayesinde bulunan olmazsa olmazımız topçu ustası Urban...

Hepsi bilindik olduğu halde yeniden ve yeniden okunacak kadar güzel bir şekilde arz edilmiş okuyucuya. Beğendiğim pek çok yeri oldu. Venedikli seyyah Alberti'nin gözlemlerinden oluşan Osmanlı toplum anlayışının anlatıldığı kısımlar gerçekten ilgi çekiciydi. İskender ve Ulubatlı Hasan'la birlikte birçok yeniçerinin eğitilirken hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl bir terbiye aldıklarını, disiplinlerini ve aralarında geçen konuşmaları zevkle okudum. Sultan olmak üzere yetiştirilen şehzadenin Molla Gürani ile sohbetleri de bir şehzadenin nasıl yetiştirildiğine dair detaylı bilgiler veriyor. Bu ikinci kitapta da üzerinde sıklıkla durulan bir konuydu.

Beğenmediğim kısımlar da oldu elbette. Venedikli Alberti dışında karakterler derinlik kazanamamış. Yazar fethi bütün ayrıntılarıyla anlatmak isterken detaylara fazla girmiş ve karakterler basit düzeyde kalmış. İkinci kitapta olduğu gibi bu kitapta da aşırıya kaçan bir milliyetçilik olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu sadece sürekli Türkleri överek değil, yabancılar da sürekli aşağılanarak yapılmış. Haçlı şövalyeleri komik bir şekilde etrafta "Hımm, acaba bugün kime kötülük yapsam?" şeklinde söylemlerle etrafta dolaşıyor. Doğrudur ya da yanlıştır, bu tarz söylemler olayları yapaylaştırıyor.

Yazar romanda Doğu'nun ve Batı'nın imparatorunu anlatırken Doğu ile Batı arasındaki farklara ve benzerliklere değiniyor, iki ayrı dünyayı sürekli birleştirmek istiyor. Bunu özellikle Alberti'nin ölen karısı ve şimdi sevdiği kadın Nilüfer arasındaki benzetmelerle, Alexander'ın yeniçeri İskender'e dönüşümüyle, resim sanatında Doğu'nun minyatür, Batı'nın perspektif anlayışını karşılaştırarak anlatmaya çalışıyor. Bunda da gayet başarılı. İstanbul'un fethiyle beraber halk gözünü yeni bir dünyanın ilk gününe aralayacak ve dünya yepyeni bir döneme girecektir. Epsilon Yayınları da birkaç ufak kelime hatası haricinde bu kadar özenli bir çalışma yaptıkları için ayrıca takdiri hak ediyor. Keyifli okumalar...
630 syf.
·13 günde
Muhtemel ki sitemizde deplasman otobüsünde yapılan ilk incelemeyi yapıyorum. 20 saatlik bir deplasman yolculuğundayim. Kitabın çoğunu da otobüste okudum. Aslında kitabı baya ilde okudum, Çanakkale, Bursa, İstanbul, ucak, Batman, Diyarbakır ve Diyarbakır Akhisar güzergahında ki birçok il sınırları içinde okudum teknik olarak. O yüzden ilginç bir okuma oldu.
Dünyanın ilk günü, İstanbul'un fethini anlatan bir tarihi roman. Konu zaten güzel, kurgu da güzel ama en önemlisi anlatım çok hoşuma gitti zira çoğu yerde yabancı bir elçinin bakış açısıyla anlatmış yazar. Tabi her zaman söylüyorum tarihi roman okurken tamamen gerçek olmadığını bilmek lazım. İstanbul'un fethini daha önce böyle bir tarz kitaptan okumadığım için hoşuma gitti benim. Ulubatlı Hasan var tabi yine ama Fetih 1453 filmi gibi başrolde degil, yer verilmesi gerektiği kadar verilmiş. Kitabın başında 2. Mehmet'in Manisa'da ki yetiştiği kısım bilhassa hoşuma gitti. Tarihi roman türünü sevenlere tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Beyazıt Akman
Unvan:
Yazar
Doğum:
Kastamonu, 1981
Beyazıt Akman, 1981, Kastamonu doğumlu. Amerika'da Illinois State Üniversitesi'nde Batı edebiyatında İslam algısı ve Türkler üzerine doktorasına devam ediyor.

İngiliz Dili Eğitimi üzerine olan lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bitirdi. Üniversite ikincisi olarak yüksek şerefle mezun oldu. 2004’te Fulbright Bursiyeri olarak Amerika’ya gitti. 2006’da İngiliz edebiyatı master derecesini aldı ve Illinois State Üniversitesi’nde doktoraya başladı. Aynı üniversitede halen İngiliz edebiyatı ve İslam üzerine ders veriyor. Shakespeare ve Daniel Defoe’da Türk imgesi ve Osmanlılar hakkında uluslararası akademik dergilerde makaleleri bulunan yazar Amerika’da pekçok konferansta bildiriler de sundu. Varlık, Kitap-lık, ve Adam Öykü gibi dergilerde öyküleri, Vatan, Radikal ve Sabah gazetelerinde yazıları yayınladı, 2003 Yaşar Nabi Yanır Gençlik Ödülleri’nde Dikkate Değer Öykücü olarak değerlendirildi.

Akman, İmparatorluk serisine Amerika’da; üniversite kütüphanelerindeki kaynaklarla birlikte yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceleyerek, doktora çalışmalarıyla ilintili beş yıllık bir araştırmanın ardından başlamıştır. Dünyanın İlk Günü adlı 700 sayfalık eser yazarın ilk romanıdır.

Yazar, 2010 yılında Washington'daki dünyaca ünlü, kütüphaneler ve müzeler kompleksi olan Smithsonian Enstitüsü'ne "Batı'daki Türk ve İslam algısı" adlı araştırmasıyla özel araştırmacı olarak kabul edildi.

Yazar istatistikleri

  • 191 okur beğendi.
  • 1.994 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 766 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları