Dünyanın İlk Günü İmparatorluk 1

9,0/10  (210 Oy) · 
497 okunma  · 
192 beğeni  · 
2.253 gösterim
İmparatorluk, Dünyanın İlk Günü ile başlıyor...

Manisa'dan başlayıp İtalya'ya kadar uzanan Gütenberg'den Bellini'ye değin pek çok tarihi simayı bir araya getiren roman Hristiyan Müslüman ilişkilerine ve Doğu-Batı ikilemine dair pek çok şeyi yerinden sarsacak. Şövalyelerle yeniçeriler arasındaki çarpışmalar, nakkaşlarla Venedikli ressamlar arasındaki diyaloglar ve kültürlerle yürekler arasındaki gelgitlerle bezeli bu uzun soluklu aşk ve savaş romanı; çok uzun zamandır eksikliği hissedilen renkli ve görkemli bir imparatorluk panoraması sunuyor. Alexander'ın aşkını Albertini'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2011
  • Sayfa Sayısı:
    624
  • ISBN:
    9789944821964
  • Yayınevi:
    Epsilon Yayınları
  • Kitabın Türü:
Yasin YALÇIN 
15 Şub 23:00 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 6/10 puan

Kitabın ismi ilk başta okuduğunuzda size pek bir şey ifade etmiyor. Zaten kitabın sonlarına kadar da isminin anlamı üzerinde düşünmüyorsunuz. Çünkü içinde anlatılan o kadar geniş bir dünya var ki... Genç sultan Mehmet yeni bir çağın kapılarını açmak üzere ilk büyük seferine hazırlanırken dünya yepyeni bir güne uyanacaktır.

Beyazıt Akman'ın İmparatorluk serisi bu kitapla başlıyor. İkinci kitabını daha evvelinden okuduğum ve İstanbul'un fethinin ayrıntılarını bilmem kaçıncı defa okuduğumdan olsa gerek, kitap hem üslup hem içerik olarak fazlasıyla tanıdık geldi. Bu yüzden de yer yer sıkılmadım desem yalan olur. Yine de Beyazıt Akman'ın bu anlatım tarzını seviyorum. Bir tarihi romanda beklediğim hemen her şeyi buldum. Roman İstanbul'un fethini temel alırken çok geniş bir perspektif çiziyor ve içine istemediğiniz kadar çok unsuru dahil ediyor. Osmanlı Devleti'nin merkezi Edirne, fethe hazırlanan genç sultan, Doğu Roma, Vatikan, Cenevizliler, Venedikliler, Tapınak Şövalyeleri, Drakula olarak da bilinen Vlad Tepeş, yeniçeri ortaları, Venedikli seyyah Alberti, Osmanlı medreselerindeki müderrisler, mühendisler, nakkaşlar, kemankeşler ve her İstanbul'un fethi hikayesinde bulunan olmazsa olmazımız topçu ustası Urban...

Hepsi bilindik olduğu halde yeniden ve yeniden okunacak kadar güzel bir şekilde arz edilmiş okuyucuya. Beğendiğim pek çok yeri oldu. Venedikli seyyah Alberti'nin gözlemlerinden oluşan Osmanlı toplum anlayışının anlatıldığı kısımlar gerçekten ilgi çekiciydi. İskender ve Ulubatlı Hasan'la birlikte birçok yeniçerinin eğitilirken hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl bir terbiye aldıklarını, disiplinlerini ve aralarında geçen konuşmaları zevkle okudum. Sultan olmak üzere yetiştirilen şehzadenin Molla Gürani ile sohbetleri de bir şehzadenin nasıl yetiştirildiğine dair detaylı bilgiler veriyor. Bu ikinci kitapta da üzerinde sıklıkla durulan bir konuydu.

Beğenmediğim kısımlar da oldu elbette. Venedikli Alberti dışında karakterler derinlik kazanamamış. Yazar fethi bütün ayrıntılarıyla anlatmak isterken detaylara fazla girmiş ve karakterler basit düzeyde kalmış. İkinci kitapta olduğu gibi bu kitapta da aşırıya kaçan bir milliyetçilik olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu sadece sürekli Türkleri överek değil, yabancılar da sürekli aşağılanarak yapılmış. Haçlı şövalyeleri komik bir şekilde etrafta "Hımm, acaba bugün kime kötülük yapsam?" şeklinde söylemlerle etrafta dolaşıyor. Doğrudur ya da yanlıştır, bu tarz söylemler olayları yapaylaştırıyor.

Yazar romanda Doğu'nun ve Batı'nın imparatorunu anlatırken Doğu ile Batı arasındaki farklara ve benzerliklere değiniyor, iki ayrı dünyayı sürekli birleştirmek istiyor. Bunu özellikle Alberti'nin ölen karısı ve şimdi sevdiği kadın Nilüfer arasındaki benzetmelerle, Alexander'ın yeniçeri İskender'e dönüşümüyle, resim sanatında Doğu'nun minyatür, Batı'nın perspektif anlayışını karşılaştırarak anlatmaya çalışıyor. Bunda da gayet başarılı. İstanbul'un fethiyle beraber halk gözünü yeni bir dünyanın ilk gününe aralayacak ve dünya yepyeni bir döneme girecektir. Epsilon Yayınları da birkaç ufak kelime hatası haricinde bu kadar özenli bir çalışma yaptıkları için ayrıca takdiri hak ediyor. Keyifli okumalar...

Onur Utku Ceyhan 
21 Ağu 04:06 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Beyazıt Akman'ın muhteşem yorumuyla bizlere sunduğu bu eser efsanevi surukleyiciliği ile beni mest etti.Özellikle tarihi roman severler icin bulunmaz bir nimet.
İstanbulun fethinin dalga dalga kronolojik bir sırayla ve sıkma dan anlatılışı kitabi diger tarihi romanlardan ayıran en önemli özellikti.
Hic bir sekilde yanli bir anlatima sahit olmadim desem yeridir hatta kitabin sonlarina dogru Sultan Mehmetin bir cok sey denemesine rağmen surlarda tek bir çatlak dahi acamamasi beni kitabi okurken sanki oradaymisim gibi umutsuzluğa sürükledi.
Kurgusal olarak cok iyi bir dille okuyucuya aktarılan eserde tarihi kişiler karakterine cok uygun bir dille kitaba aktarılmış.
Ansiklopedik daha once duymadığınız kişi kurumlar devletler sanatkarlar ve ilim ustalarını yakından tanıma fırsatı sunmuş bize yazar.
Açıkçası 630 sayfalık kitapta eleştirilecek dişe kemiğe gelecek hic bir sey görmedim.Elbette kusur vardır ama yazar kitaba cok iyi çalışmış gerçekten.
Herkesin okuması gereken ve israrla önerdiğim onerecegim bir eser insana gercekten cok fazla sey katıyor. İyi Okumalar...

İstanbullu 
13 Eyl 01:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Pamuk şeker tadında bir tarih roman...Bir tek tarihi roman severlerin değil herkesin hoşuna gidebilecek olan bu kitapta Beyazıt Akman, Sultan Mehmet'i ve İstanbul'un fethine kadar olan süreci en yalın ve en güzel haliyle anlatmayı başarmış. Tarih okumayı sevmeyen insanlar için de olayların okuyucuyu sıkmayan ve yormayan bir üslup ile anlatıldığını göreceksiniz. Çağ açıp çağ kapatan koca Fatih'in İstanbul'u ne şekilde aldığı, Istanbul'u aldıktan sonra neler yaptığı ve nasıl ve kim tarafından öldürüldüğüyle ilgili bir çok bilgi kitabın içinde mevcut. Kısacası gerek üslubu gerek de konusuyla tarihe merak salmanıza sebep olacak bir kitap...

Ebru Yavuz 
18 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İstanbul’un fethini hiç bu kadar değişik bakış açılarından ve ayrıntılı bir şekilde okumadığımı söyleyebilirim. Fatih Sultan Mehmet’in tahta geçiş zamanlarından başlayan bu serüvende özelikle eğitimi için yanında bulunan Molla Gürani, Molla Lütfi, Molla Hüsrev gibi âlimlerle olan diyaloglarını okumak çok keyif verici ve bilgilendiriciydi. En önemlisi ise kitapta anlatılan zaman diliminin sadece Türklerin gözüyle değil yabancıların gözüyle de bizlere yansıtılması oldu. Gerçi bu bölümlerde daha çok yabancı devletlerin yanında Osmanlı’nın heybeti, gücü ön plana çıkarılmak istense de bu beni rahatsız etmedi. Tüm bunların yanında eserde gözümüzde fotoğraf gibi canlanacak derecede ayrıntılı betimlemeler mevcuttur. Özellikle Osmanlı donanmasındaki askerlerin görünüşlerini ve padişahın kıyafetlerini ayrıntılı şekilde anlatmıştır.
“Paşa’nın açık kahverengi, bej kumaşla kaplı siyah benekli beyaz kürkü kaftanın kenarlarından görünüyor, kaftanın uzun etekleri doru atının örtüsünün üzerine doğru uzanıyordu.”
Hele savaşın olduğu kısımları okurken yazar film izliyormuş gibi hissettiriyor. Son olarak diyebilirim ki yazarın kitabı yazarken “2009’un başlarına kadar İstanbul’un fethi ve Fatih Sultan Mehmet üzerine yazılmış ne kadar İngilizce ve Türkçe kaynak varsa hepsi elimden geçti.” dediği eseri okumanızı öneririm.

Mutfaktaki sarı bez 
16 Oca 20:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Beyazit Akman'in romanda yer verdigi kurgusal olmayan her detayin kaynagini belirtmis olmasini oyle isterdim ki. kitabin sonunda degindigi birkac eser var, ama insan okurken adeta bilimsel bir makaleymiscesine parantez icinde kaynaklari gormek istiyor, cunku cok ciddi iddialar var. elbette ki bu bir roman ve elbette icinde kurguya yer var, hayalgucune yer var; ama insan zamanin papasinin kendi elleriyle acimasizca adam oldurusunun, ya da onbirinci konstaninin oglanci olusunun belgeleri olup olmadigini merak ediyor. ben hristiyan olsaydim, ozellikle papayla ilgili kisma gercekten icerlerdim. hristiyan olmamama ragmen icerledim nitekim; hangi dine mensup olursa olsun dini bir liderin bu kadar alcalabildigini gormek uzucu, eger asli yoksa bunun kurgusal olarak yazilmis olmasi dahi daha da uzucu.

tabi istanbul'un fethine dair tarih kitaplari disinda bir malumatim olmadigi icin roman butunuyle cok hosuma gitmedi degil, ayrica kitapta detaylariyla yer ayrilmis olan batililarin osmanli hayranliginin uydurma olmadigina dair de yeterince bati edebiyati okudum; ama iste insan yine de daha kapsamli bir kaynakca gormek istiyor. belki de lisansustu egitiminin bir sillesidir bu, ya da belki de bilimsel dusunceyi benimsedigimi gosteren iyi bir seydir, bilemiyorum.

Süleyman Uygur 
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Özellikle ilk 150 sayfası ansiklopedi tadında olması ve usandırmaması bakımından kitabın cazibesini artırır nitelikte. Bunun yanısıra genel olarak Beyazıt Akman'ın akıcı üslubu kitabı ayrıca vakit ayırmaya değer kılıyor. Tarih romanlarını okurken sıkılıyorum diyen arkadaşların bir kez olsun şans vermesini tavsiye edebileceğim, güzel bir kitap.

Boranlı Yedigey 
23 Nis 10:54 · 10/10 puan

Kalın bir kitap görünce "aman kim okuyacak şimdi bunu?" diyebilirsiniz. Ama bu kitabın zamanınızı alması hakkıdır. Hem tarihi kaynaklara uygun olması hem de edebi bir üslup uygunluğu olarak zengin bir kitap. İçinde boş bir bilgi yok. Aşkına kavusmak isteyen var ama bütün konu bunu anlatmıyor aşık olduğu şehri fethetmek isteyen bir Mehmet var ama baştan aşağı fethe yoğunlaşmıyor hepsini gerektiği kadar yazmış yazarımız. Tarihe doymak istiyorsanız kaçırmayın.

Serpil Ağ 
02 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bildiğimi sandığım halde, bilmediğim o kadar çok şey varmış ki. Bazı okurlara ayrıntı gibi gelebilir ama, benim gibi bir olayın sonucundan ziyade, oluşum evrelerini merak eden okurlar için mükemmel bir kaynak. Kuşatma, adı altında bir çok kitap okumama rağmen; ilk defa kurguyu yan öyküler ile zenginleştirmiş bir yazar ile karşılaştım. Tarihe ilgi duyanlar, mutlaka arşivlerinde bulundurmalı...

Hakan Yakar 
10 Eyl 03:58 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bugüne kadar okuduğum en güzel romanlardandı.Hiç sıkılmadım diyebilirim.Kitabın içindeki karakterlerin sözlerinden kendinize çok fazla ders çıkarabilirsiniz.Fatih zamanındaki Osmanlı Avrupa arasındaki kültür çatışması olsun İstanbul'un fethi olsun gayet güzel anlatılmış.Devamı olan Son Sefarad adlı kitabı da mutlaka okumayı düşünüyorum.

Uğur Ukut 
18 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İlk defa fethin sırlarına ve dokunulmamış noktalarına bu kadar bu kitapla vakıf oldum. Kurgusu ve akıcılık gereği bazı yerlerinin biraz abartıldığını düşünüyorum. Yinede okumaya değer güzel bir kitap.

4 /

Kitaptan 56 Alıntı

"... En güçlü pehlivan kimdir biliyor musun ?"
Çocuğun üzerine tekrar yürüdü.
"Öfkelendiği zaman yerinde oturabilendir. Dünyaya hükmetmek kendine hükmetmekle başlar."

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 91)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 91)
kitapayraci 
11 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Cihad kimisi için kılıç tutmaktır, kimisi için top dökmek, bir başkası için ise kürek çekmektir alim için kalem tutmak, kemankeş için ok atmak, bir oduncu içinse baltasını ustalıkla kullanmaktır.

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 459)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 459)
Yasin YALÇIN 
10 Şub 02:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Okuduğum tarih kitaplarından öğrendiğim bir şey varsa o da hiçbir gücün ebediyeti yakalayamadığı.

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 65 - Epsilon Yayınları)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 65 - Epsilon Yayınları)
Yasin YALÇIN 
10 Şub 02:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Rüşvet devlet nizamını bozan bir kanserdir.

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 76 - Epsilon Yayınları)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 76 - Epsilon Yayınları)
Yasin YALÇIN 
10 Şub 02:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Yürüyen ve nefes alan her şey bir gün ölür.

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 49 - Epsilon Yayınları)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 49 - Epsilon Yayınları)

Molla Gürani tek cümle söyledi: "Kulun kulluğunu unutması köylü olsun, kral olsun insanın Hak'tan şaştığının göstergesidir."
Mehmet tamamladı: "Hakk'a tapan köle ise Hak'tan şaşan imparatordan özgürdür."

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 63)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 63)
Yasin YALÇIN 
10 Şub 02:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Hayat yanılsamadır, sanat onun ötesindekini göstermeli.

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 63 - Epsilon Yayınları)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 63 - Epsilon Yayınları)

Günaydın
*-*Ne zaman düşsem ve uzatsam elimi,*-*
*-*hep bir boşluk doldurdu avuçlarımı ve*-*
*-*hayat alaycı bir gülümsemeyle*-*
*-*fısıldadı kulağıma;*-*
*-*"Kendi başının çaresine yine kendin bakdostum,*-*
*-*kimseden hayır yok SaNa" *-*

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 8 - exsen)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 8 - exsen)
Yasin YALÇIN 
10 Şub 02:14 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

"Haydi sevgilini bekletme. Hakkına girmiş olursun."

Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 55 - Epsilon Yayınları)Dünyanın İlk Günü, Beyazıt Akman (Sayfa 55 - Epsilon Yayınları)