Ardında Bıraktığın Kadın

8,5/10  (148 Oy) · 
438 okunma  · 
139 beğeni  · 
5.846 gösterim
Ardında bıraktığın kadını hatırlıyor musun? Paris`te Balayı devam ediyor…

 

Genç ve güzel Sophie, savaşa giden ressam kocası Édouard`ın yokluğunda ailesini ne pahasına olursa olsun korumaya kararlıdır. Ancak işlettikleri otel bir Alman komutan ile askerlerine hizmet vermek zorunda bırakıldığında huzurlu evleri, korku ve gerilimin yuvası haline gelir. Ve tehlikeli Alman komutan, Sophie`nin büyüleyici tablosuna tutkuyla bakmaya başladığında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlaşılır…

 

Neredeyse bir yüz yıl sonra Sophie`nin göz alıcı tablosu Liv Halston`ın evinde asılı durmaktadır. Ölen kocasının hediyesi olan bu tablo, Liv için tüm anılarını gömdüğü bir hazine gibidir. Ancak şans eseri tablonun karanlık geçmişi gün yüzüne çıktığında Liv`in hayatı bir kez daha alt üst olmanın eşiğine gelir…

 

Ardında Bıraktığın Kadın… Ne pahasına olursa olsun sevdikleri için mücadele etmekten asla vazgeçmeyenlerin öyküsü…

 

"Tatlı acı romanların ustası Jojo Moyes büyük aşk hikâyelerini en karanlık noktalarıyla ele alırken okuyucusuna alışılmış mutlu sonlardan çok daha fazlasını sunuyor."

Entertainment Weekly-

 

"Lezzetli bir olay örgüsü, capcanlı bir hayal gücüyle yaratılan karakterler ve karşı konulmaz aşklar…"

-USA Today-

 

"Ardında Bıraktığın Kadın yüreğinize büyük bir darbe gibi inecek, baştan çıkarıcı bir roman."

-The Washington Post-

 

"Kararlı ve yürekli âşıkların romanı… Son sayfayı çevirine kadar dünyadan koptuğunuzu fark etmeyeceksiniz." Los Angeles Times

"Hataları, cesaretleri ve tutkularıyla Moyes`in karakterleri sizi bambaşka bir dünyaya davet ediyor."

-Library Journal-

 

"Yüz yıllık bir tablonun etrafında canlanan iki ölümsüz aşk hikâyesi… Bu romanı okumak sıradışı bir deneyim olacak."

-Booklist-
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2014
  • Sayfa Sayısı:
    512
  • ISBN:
    9786053433552
  • Çeviri:
    Solina Silahlı
  • Yayınevi:
    Pegasus Yayınları
  • Kitabın Türü:
Damla Köseoğlu | Hermione 
 07 May 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ah Jojo Moyes... Senden Önce Ben'i okuyup çok beğenmiş biri olarak yazarın kaleme aldığı yeni bir hikayeyi okuma kararı almak ilk aşamada bazı soru işaretleri yaratsa da, kitaba başladıktan sonra bu soru işaretlerinin tamamı zihnimden uçup gitti. Paris'te Balayı ile karakterleri tanıdıktan ve kafamda birkaç düşünce oluştuktan sonra Ardında Bıraktığın Kadın ile Liv ve Sophie'nin dünyalarına yeniden adım attım. Jojo Moyes'in dilinin sadeliği ve akıcılığında yine kayboldum. Paris'te Balayı'nda Sophie ve Liv'in evliliklerinin ilk dönemleri ve eşleri ile ilgili detaylar vardı. Açıkçası ben Ardında Bıraktığın Kadın'da, Liv'in David, Sophie'nin Éduardo ile evliliklerinin nasıl gittiği roman konusu olacak diye beklerken karşıma bambaşka bir şey çıktı. Olayların ilk  kitaba dayanarak beklediğim şekilde başlamaması beni memnun etti diyebilirim.

Konudan kısaca bahsedecek olursam; Paris'te Balayı incelememi okuyanlar bilir, 2002 yılında çiçeği burnunda karı-koca Liv ve David; 1900'lerin başında ise yine yeni evli çift Éduardo ve Sophie çıkıyor karşımıza. Ardında Bıraktığın Kadın her iki dönemde de dört yıl sonrasını anlatıyor. Sophie çok sevdiği kocasını savaşa göndermiştir ve zor şartlar altında ailesine bakmakla yükümlüdür. Almanlar tarafından işgal edilen köylerinde Sophie ile ablasının işlettiği otel bir Alman komutan ve askerlerini ağırlamak zorundadır. Sophie'yi asıl endişelendiren ise Komutan'ın Éduardo'nun çizdiği tablodan gözlerini alamamasıdır. Aradan geçen onlarca yılın ardından Sophie'nin tablosu Liv'in evini süslemektedir. Maalesef Liv'in eşi David ölmüştür ve bu tablo da David'in Liv'e bıraktığı en değerli şeylerden biridir. Liv ise tutkuyla bağlı olduğu bu tablonun başına açacağı dertlerden habersizdir.

Jojo Moyes Ardında Bıraktığın Kadın ile geçmiş-gelecek arasında köprü kurarken, savaş ve sevginin detaylarını etkileyici üslubuyla ilmek ilmek işliyor sayfalara. Kitabın ele aldığı hikaye beni çok etkiledi, üzüldüğüm o kadar fazla karakter vardı ki. Kim olduğunu söylemeyeceğim ancak geri plandaymış gibi görünen ama aslında hikayede kilit rol oynayan karakterlerden biri özellikle etkiledi beni. Evet dediğim gibi üzüldüğüm karakter sayısı fazlaydı ama biri benim açımdan çok daha üzücü şeyler yaşadı, işin ilginci bu karakter ne Liv ne de Sophie. Ardında bıraktığın Kadın'da insanın sevgisi için nelerden vazgeçebileceği asıl noktayı oluşturuyor. Artık insanların "aşk" dediği şey bana o kadar sinir bozucu gelmeye başladı ki bazen bu tür fedakarlıkları ancak kitaplarda görebiliriz gibi geliyor. Asla bencil olamayacakmış gibi görünen bir insanın içinde bile mutlaka bir parça bencillik olduğunu düşünen biri olarak ben, sanırım sadece kitaplardaki sevgiyi seveceğim.

Paris'te Balayı kitabı ile başlayıp Ardında Bıraktığın Kadın ile devam eden hikaye oldukça güzeldi. Zaman zaman hem Sophie hem de Liv'in yaşadığı dönemlerde insanların peşin hükümlülüğüne sinirlendim, yaşanan güzel şeylerde mutlu hissettim ama genel olarak hüzünlendim. Kitabı bitirdiğimde ise yüzümde küçük bir tebessüm ve hoşnutluk ifadesi oluştu. Jojo Moyes'in Senden Önce Ben ile yakaladığı başarının tesadüf olmadığını bir başka kitabını da okuyarak anlamış oldum. Güçlü bir hikaye, olay örgüsü ve üslup ile Moyes yine harika yazmış. Bir sonraki Moyes kitabım Üstümüzde Gökyüzü Altımızda Deniz olacak. Şimdilik bu sevilesi yazara kısa bir mola veriyor ve Paris'te Balayı akabinde Ardında Bıraktığın Kadın'ı sizlere de tavsiye ediyorum, keyifli okumalar.