Böyle kitapları okurken içimde peyda olan öfkeyi anlatamam. İçim parçalanıyor. Haksızlığın bu kadar can yakan bir şey olduğunu Osmanlı Devleti'nin son zamanlarını okurken derinden hissediyorum. Kitabı okurken haksızlığı hazmetmek için sık sık ara verip gözlerimi yumdum, içim ezilerek sayfaları öptüm, okşayarak sevdim. Acılarını, hak etmedikleri halde gördükleri muameleleri, uğradıkları ihanetleri, gözyaşlarını, çektikleri çileleri sevdim. Benim dedelerimi bunca fedakarlıklarına rağmen kimse sevmemiş ama ben sevdim. Ve gurur duydum.
Ancak çuvaldızı birazda kendimize batırmak taraftarıyım. İşi ehline verilmemiş, herkesin şahsi çıkarları için etrafta koşturduğu bir topluluk asla zafer kazanamaz zaten. Devlet yolunacak kaz değildir. Sırtından geçinilecek, şahsi hırsları, egosu için oradan oraya sürülebilecek araba hiç değildir. Bazı şeylerin 'bana ne var' anlayışı olmaz. Bazı şeylerin 'elimden ne gelir' anlayışı olur. Özellikle yıllarca el üstünde tutulmuş toplumların aç gözlülüğü, iğrenç zihniyeti beni fazlasıyla iğrendirdi.
Bunun dışında böyle kitapları yazmanın o dönem insanlarının yaptığı en büyük vatan savunması olduğunu düşünüyorum. Çünkü geçmişi geleceğe taşıyıp, torunun belleğine bir ders niteliğinde işlemek en büyük eğitim, en büyük yol göstermedir.
Bu yüzden teşekkürler Falih Rıfkı Atay!