koltuğundan dünyayı yönetiyordun. senin fikrin doğruydu, başka her fikir çılgıncaydı, aşırıydı, kaçıklıktı, normal değildi. bu arada özgüvenin öylesine büyüktü ki, tutarlı davranma zorunluluğu hissetmiyor, ama yine de haklılıkta diretmekten vazgeçmiyordun. bir konuda hiçbir fikre sahip olmadığın da olurdu, bu yüzden konuyla ilgili olası tüm fikirler istisnasız yanlış olmak zorundaydı.
ancak bana sıklıkla hükmeden bu hiçlik duygusu kaynağını çoğunlukla senin etkinden almaktadır. benim ihtiyacım biraz yüreklendirilme, biraz güleryüz, biraz da yolumun açılmasıydı; ama sen bunun yerine yolumu kapattın.
biri önceden hesaplamak istese, senin beni benden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde düpedüz ayaklarının altına alıp ezeceğini varsayabilirdi. yani bu gerçekleşmedi, canlıların ne yapacakları öngörülemiyor, aman bundan da kötüsü oldu belki.