Ona hiçbir şey acı vermiyordu artık, hiçbir yeri ağrımıyordu, yanıp kül olmuş bir ağacın kovuğu gibi boş ve kapkara olmalıydı içi. Birdenbire sanki öldüğünü ya da içinde bir şeylerin öldüğü hissine kapıldı, kanı öylesine sessiz akıyordu. Altında bir ceset gibi soğuk bedeni yatıyordu, sıcak eliyle ona dokunmaya cesaret edemiyordu.
Artık içi öyle vahşice parçalanmıyordu. Artık canı yanmıyordu. Fakat yine de içindeki bir şey küle dönüyor ve çürüyordu, ölmeye başlayan bir şeyler vardı. Yaşadığı her şey, sevdiği ne varsa, bu yavaş yavaş yanan alevde kayboluyordu, yanıp küle dönüyor, kararıyor, sonra da kömürleşip dağılarak bir umursamazlık çamurunun içine saplanıyordu. Bir şeyler oluyordu, bunu belli belirsiz hissediyordu, bir şeyler oluyordu fakat yaşlı adam, öylece uzanmış, hayatını gözden geçiriyordu. Ama neydi bu? Bedenine, içine kulak kabartıyordu, dinliyordu.