Ardından da sessizce Balat’ın dar ve karanlık sokaklarında
yürümeye devam ettik. Dışarısı soğuk, içim yorgun, aklım
karışık. Bu düzensizlik gerçekten güzel...
“Seni seviyorum Aysel.”
“Biliyorum Şehir.”
“Hassiktir ciddi misin?”
Oturduğumuz sinema koltuğunda başını çevirip bana
baktı. Güldü, hem de çok güzel güldü. Hatta yemin ederim
ki bence dünyada kimse Aysel kadar güzel gülemez.
Ardından “Küfür yok!” diyerek boynuma sarıldı. İşte o an
hani filmlerde olur ya, her şey bir anda durur. Zaman kesilir
birden. Öyle bir şey olsun istedim. Zaman dursun, her şey
dursun. Sonsuza kadar bu sinema salonunda Aysel’le birlikte
kalalım. Ama durmadı, birden ışıklar söndü. Ve bir cızırtı
duyuldu. Film başlıyordu.
“Lanet olsun sana Mel Gibson!” dedim.
Aslında ilk âşık olduğum kız Aysel değildi. Altı yaşındayken
komşumuz Şükran Teyze’nin kızı Bahar’a âşık olmuştum.
İkimiz de aynı yaştaydık. Seviyeli bir ilişkimiz vardı aslında
ama bir gün oyuncak arabamı suratıma fırlattığı için onu terk
ettim. Ve asla da pişman olmadım.