Böylesine şatafatlı, her yanıyla zengin bir şatoda yaşadığına göre şüphesiz bir masal kahramanıydı. Evet, masalının kahramanıydı; o halde neden bu adamlar kahramanı olmak için kapısına dizilir dururlardı?
Mahzen çıkmaz yoldu. Buraya indiği merdivenlerden başka girişi ya da çıkışı yoktu. Geldiği yoldan geri dönmeye cesaret edemedi ama burada da kalamazdı. Babasını bulup neler olduğunu anlatmak zorundaydı. Babası onu korurdu.
Syrio’dan öğrendiği her şey kafasının içinde koşturup duruyordu. Geyik kadar seri. Gölge kadar sessiz. Korku, kılıçtan derin keser. Yılan kadar kaygan. Durgun su kadar sakin. Korku, kılıçtan derin keser. Ayı kadar güçlü. Ayı sansarı gibi sert. Korku, kılıçtan derin keser. Kaybetmekten korkan adam çoktan kaybetmiştir. Korku, kılıçtan derin keser. Korku, kılıçtan derin keser. Korku, kılıçtan derin keser.
“Aynen öyle. Sana lazım olan tek şey, gözlerini açmak. Kalbimiz bizi aldatır, kafamız oyunlar oynar ama gözlerimiz gerçeği görür. Gözlerinle bak. Kulaklarınla duy. Ağzınla tat al. Burnunla kokla. Teninle hisset. Bunların ardından düşünmek gelir ve onun ardından da gerçeği öğrenmek.”