Georgi Gospodinov, hastalık sebebiyle babası gözünün önünde eriyip giderken yaşadığı duygu karmaşalarını ve ölüm sonrasının o bilinmezlik halini tüm içtenliğiyle anlatıyor.
“Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
Kitabın daha ilk cümlesinde o derin burukluğu hissettim; daha doğrusu, zaten tanıdığım bir buruklukla yeniden karşılaştım. Artık bir "bahçeydi" çünkü filizlenmeye devam ediyordu. İhtiyacın olduğunda dalından kopardığın bir anının, kışın ortasına yazı getirebildiğini biliyordun. Bir bahçeydi; çünkü yaşadığın sürece, her hatırlayışında, şimdide ve sonrasında hep var olmaya devam edecekti.
"Yüreğinin nasıl yandığını söyleyebilenin ateşi azdır."
Yazar, belki de bu satırlarla yüreğindeki yangını biraz olsun hafifletmek istedi. Ama gerçek şu ki; o anıların odasına girilen her an, her şey daha çok parlıyor ve işte tam da o an bu alıntı daha çok anlam kazanıyor: “Kurumuş bir kurabiye gibi, yutmak mümkün değil.” Bu kitabın yazarın içindeki ateşi daha çok harladığına eminim; fakat o anı odalarını karanlıkta bırakmamak, unutmamak ve şimdi de yaşatmak gerektiğine de bir o kadar inanıyorum.
“Evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz.”
Ev her zaman dört duvardan ibaret bir yuva değildir. Bazen bir insandır o ev, çoğunlukla da bir aile... Bu kitapta ise bir baba.
Böylesine derin bir metni yorumlamak, üzerine bir inceleme yazmak gerçekten çok zor. Yazarın da dediği gibi:
"Babalar hakkında yazmak daha zordur..."