Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
Aklımdan şunlar geçti: Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında! Vereceğim selamı bir çamur lekesini silkeler gibi öfkeyle küçümseyerek elinizin tersiyle geri çevirirdiniz. Ama daha siz beni dışlayamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz!
Açgözlü erkeklerin kadınlara zindan ettiği hayatlar... Kitapta tek bir olay değil birçok olay gerçekleşiyor. Yaşanan tüm iğrençliklerin zengin, kendini bir şey sanan, annesi tarafından ilahlaştırılmış erkekler tarafından gerçekleştirilmesine rağmen suçlu ve kara leke olarak görünenler yine kadınlar. Kitapta bir iki karakter dışında tamamen masum olan kimse yok. Beğendim, akıcı ve merak uyandırıcıydı. Sonunu daha çarpıcı beklerdim ama kitabın ortalarında bile şaşırdığınız birçok şey olacağı için beni tatmin etti.