azra

Dorian Gray ve Sherlock Holmes’un Çay Saati
10/10
·261 syf.··
2025 27. kitabı
Kitabın ana teması hatırladıklarımızdan, bildiklerimizden mi ibaretizi sorguluyor. Gotik bir polisiye romanı olarak görebileceğim gibi tarihselliği ve simgeciliği ile de çok farklı alanlarda güzel bir zemine oturmuş olduğunu söylemem de mümkün. Zihnimiz, bilinçaltımız, eski yaşamlarımız ya da tüm o bilinmezler arasında benlik dediğimiz şey nedir ve özgür irade sorusuna cevap bulmak mümkün müdür, tüm bunlar eseri okurken bana sordurduğu felsefi sorular oldu. Kitabın konusundan çok düşünsel derinliği ve okuma sürecimi anlatmaya odaklanacağım. Kısımlara ayrılmış kitap her kısmında farklı bir atmosfer ve soruyu da beraberinde getirirken karakterlerin psikolojik altyapısının işlenmesini çok nitelikli buldum. İlk kısım daha çok bir çaresizlik ve arayış içinde olan karakterlerin bir şekilde kaderin birbirlerini aynı yönde kesiştirmesi ile heyecanlı ve tarihsel bir yolculukta hikayede kazandıkları yeri betimliyor. Başından beri ilgimi ve sevgimi kazanan karakterse hep ihtiyar oldu. İkinci kısımla birlikte bir şeyler cevap kazanmaya yaklaşsa da karakterlere bağlı olarak genişleyen örgü daha fazla soru ve kargaşayı bir araya getirdi. Bu bölümlerde okuyucunun nabzı yüksek tutulmuştu fazlasıyla. Zincirler birbirine dolanmıştı adeta. Üçüncü kısımla her şey daha da çözülmeye başladı. Selim ve Nil’ in kördüğümleri aslında burada yavaşça açılmış oldu. Böylelikle daha derin sorunları da anlamaya başladık. Hepsi Nil karakterinin tuttuğunu koparan ve meraklı doğası sayesinde oldu. Okudukça karakterlerin hikayeyi var etmek için nasıl da birbirlerine ihtiyaç duyuyor olduklarını fark edeceksiniz ama Selim karakteri bu hikayede beni hep huzursuz etti, etmeye de devam ediyordu ilerleyen bölümlerde. Neyse. Tarihi böyle gotik bir kurguda bu denli heyecan ve sürükleyicilik içinde işlenmiş
Edebiyat
Ayasofya HırsızıEsra Dönmez · Mythos Kitap · 07 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·480 syf.··
2024 3. kitabı
"Felsefenin başlangıcı, Platon ve Aristotales'in öğrettiği gibi şaşırma değil, umutsuzluktur." Bizi kendi boşluğumuza sürükleyen karanlık sanatı çok severim. Yaşamak, yaşayabilmek için aydınlık kadar karanlığı da görmemiz gerek. Şahsen karanlığı bilmeden aydınlığın değerini hiç anlayamamıştım. Şimdi dönüp geriye bakınca söyleyecek hiçbir şey yok ama geride çok fazla boşluk hissi var. Hayatın düşünceden önemli olduğuyla ilgili bir paragraf vardı bu kitapta ve şimdiye bakınca düşüncelerimde yaşadığım zamanlara kıyasla hayatı yaşamayı öğrenme yolculuğumda her şey daha kolay bir saçmalık gibi duruyor. Ağlayıp sızlanmak yerine gülüp eğlenmek, tüm mesele bu belki. Her gün kahve içmeyi seçip o kahve masasında yeni bir şakaya çevirip gülmek hayatına. (Eskiden hayatımın bir trajedi olduğunu düşünürdüm. Fakat şimdi fark ediyorum ki, bu bir komediymiş.) Hepimiz kendi yollarımızda kaybolup umutsuzluğumuzdan kaçmak için dikkat dağıtıcı bir şeyler bulduk. Komplike yaratmadan ailemiz, arkadaşlarımız ya da eski aşklarımız olarak örneklersek bunu, hepsinin içinde sevginin gücüne olan beklentimizi görebiliriz. Ama büyümeye başladıkça her şey öyle bir anlamsızlığa büründü ki sevgi korktuğumuz ve bir güçsüzlük gibi kaçtığımız hayaletlere dönüştü. Ruhumuzdaki her şey solup gitti bu korkunun yarattığı inançlarla. Geriye sadece boşluk kaldı. Sahip olup olabileceğimiz tek şeyin, bir nevi her şeyimizin boşluk olması içimizi umutsuzlukla doldurdu. Ama insan olmanın özünde hep bir kurtarıcıya olan umut vardır. İşte o kurtarıcının ne olduğuna inanıyorsak (ya da inanmıyorsak) biz de oyduk. Bunun bizi iyi ya da kötü yapma gücü olduğunu sanmıyorum. İyi ya da kötü düzeni sağlama almaya çabalayan aristokrat kafaların zincirleri ucu da çelişkilere bağlı. Gerçekte bu iki kavram da yok, gerçekte
Edebiyat
Yaşama UğraşıCesare Pavese · Can Yayınları · 20152,600 okunma