Bir sayfada Dorian, ressam Basil’in kendisini çizdiği portrede ruhunun derinliklerinde gizlenmiş yanını gördüğünü keşfediyor. Kötücül yanlarını, acımasızlıklarını ve acılarını.
Bir başka sayfada da Basil, portreyi sergilemek istediğinde şiddetle karşı çıkıyor. Çünkü herkesin sırrını görmesinden endişe ediyor. Sanki o portreye bakan herkes, Dorian’ın içinde saklı kalan her şeyi tek bakışta görebilecekti.
Dorian’ın portrenin yaşlanırken kendisinin genç kalmasını istediğinde ve bunun için ruhunu bile satma noktasına geldiğini söylediğinde gerçekleşeceğini biliyordum.
Bence herkesin içinde bir nebze Dorian var. Dıştan kusursuz görünmek, hep “iyi” gözükmek için çabalıyoruz. Bunun için ruhumuzu feda ettiğimizi bile bazen çok geç fark ediyoruz. Kitabı okurken Dorian’ın bencilliklerinden ve saçmalıklarından her ne kadar sıkılsam da bazı noktalarda onun gibi olduğumu, aslında benim de içimde tıpkı onun gibi karanlıklar yattığını hissettim. Aynaya bakıyor gibi değil, portreme bakıyor gibi :)
Kitabın finali gerçekten yıllar sonra başımı kaldırıp duvarı izlememe sebep olan bir finaldi. Çok etkilendim, hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak. Herkes okumalı diyenlerin ne demek istediğini artık daha iyi anlıyorum.
Bu kitabı herkes okumalı evet ama bir şey daha var. Bu kitabı herkes anlamalı.