Bir avuç tozdan gökdelenler diktin ruhunun boşluğuna,
Adını kazıdın kanla, kendi kibrinin taş duvarlarına.
Gözlerinde sönmeyen o obsidyen hırsın ateşi,
Kendi krallığını kurarken, yıktın içindeki o masum eşi.
Zirve sandığın o soğuk taht, aslında bir celladın masası,
Sahip olma arzusu, ruhunun en derindeki o dipsiz yasası.
Her altın sikkede biraz daha öldürdün kendine dair ne varsa,
Dünya artık senin olsun, ne fayda; ruhun o enkazda nefessiz kalsa.
Kapısını içeriden sürgülediğin o devasa sarayda şimdi,
Kendi gölgenle savaşıyorsun, o gölge ki en sadık düşmanın şimdi.
Hırsların, zincirlerin oldu; her adımda biraz daha derinleşen o çukur,
Artık sen, kendi cehenneminde, kendi kendine mahkum, ebedi bir gurur.