“Üst geçitteki merdivenin basamakları tek sayıysa,Füsun’u yakında göreceğim,”derdim.Basamakların çift çıkması acımı arttırır,uğurumun tutması ise beni bir an rahatlatırdı.
Her güne ertesi günün daha iyi olacağını,onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor,ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini,acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyordum.Onu birazcık daha az düşünebilmeyi,zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne de çok isterdim ! Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı,daha doğrusu hiç yoktu.Belki bazı geçici anlar vardı,o kadar.Bu “mutlu” anlar da çok kısa sürüyor,bir iki saniyelik bir unutma süresinden sonra,kara lamba tıpkı bir apartmanının kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı,genzimi,ciğerlerimi zehirliyor,nefes alış verişlerimi bozuyor,var olmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa çeviriyordu.
Mutluluk,benim için artık doğuştan Allah’ın bana bağışladığı ve bir hak gibi,mesele etmeden benimsediğim bir şey olmaktan çıkmış;talihli,akıllı ve dikkatli insanların çalışarak elde edip koruyabildikleri bir nimete dönüşmüştü.
Aklımın kimi zaman büyüyen,kimi zaman küçülen önemli bir parçası,sürekli olarak ona takılmıştı ve bir matematikçi gibi söylersem,toplam acı zaten hiç azalmıyor,umutlarımın tam tersine,hâlâ artıyordu.