öğretmen olmak için beni öğretmen yapacak yerlerden kendimi vazgeçirmeye çalışmam ne büyük ironi. nasıl irade sahibi olup iki yıl boyunca devam ettiğimi benim de pek anlayamadığım o akademide ders anlatan hocalardan biri "biz öğretmenliği vakıf dernek işlerinde öğrendik" demişti. okulum çok akademik olduğu için bunu anlayabilmiştim. mezuniyetimin ilk zamanlarında üniversitenin zihinsel bir altyapı oluşturduğunu sosyal faaliyetlerin ise inanılmaz bir tecrübe ve bakıl açısı kattığını anlıyorum ve ikisi arasında -en azından kafamda- bir denge kuruyorum. yine de ders çalışmam lazım diye faydalı olacağını bildiğim faaliyetlerden geri durmak beni üzüyor, hatta incitiyor. on beş yirmi sınıfa üst üste sunum yaparken edindiğim öğretmenlik becerilerini, o günüm böyle geçtiği için ders çalışmadığımdan kullanamayacağımdan korkuyorum. keşke zamanım ve hem mental hem fiziki gücüm kuvvetim daha çok olsa diye iç geçirmekten kendimi alamıyorum. büyüklerimizden çok sık duyduğumuz pergel tavsiyesi var ya, bir ayağını islamda değerlerinde sabit tutup diğeriyle dünyada dolaştırmak. hem akademik olarak kendi alanında başarılı olup hem aktif bir gönüllülük sürdürmek. ben bunu başaramıyorum. bir yerden bir yerin hakkını veremiyorum. hem ders kitaplarımı hem kitaplığıma binbir hevesle doldurduğum kitapları bitiremiyorum. öabt konusu bitirdiğim gün kitap okumaya ne zihnimin ne gözlerimin mecali kalıyor. okulu bırakacağım sızlanmalarıyla dört buçuk yılı devirdim, elimde hiçbir şey yok, sadece ilme hevesi kalmamış malumatla dolu bir ben.