eğer uzun süredir edebiyatın içindeysen koş vuonga sarıl, sancılı bir süreç olacak ama ne demiş ekşideki bir eleman: ellerindeki yaraları sevenden zarar gelmez, el ve kalplerinizdeki yaralarınızı sevin. Bu adam size nurtopu gibi bir yara bırakmak için vietnam-amerika köprüsünden bildiriyor.
hem kitabı, hem sizde uyandıracaklarını seviniz kisaca, öptüm
Şiir gibi bir kitap , kesinlikle bu!
Okuma yazma bilmeyen annesine yazdığı etkileyici bir roman.
Savaş dönemi, sonrası , göçmenlik , zorbalık , cinsiyet kavramı.. Kesinlikle derinden etkileyecektir.
Irkçılık,sınıf, şiddet, erkeklik
çok güzeldi, karakterin iç dünyasindaki savaş ile annesine anlatmak istediklerinin birlesimi. Anneannesinin hayatı, yaşadıkları zorluklar ve savaştan kalan travmalari ile göçmen olarak yaşamaya çalışmaları. Yazarın annesine aslında kendi hayatını anlatması ama yazıları asla annesinin göremeyeceği için sansürsüzce tüm yaşananlardan ve hislerinden bahsetmesi, Trevor ile olan ilişkisi o kadar derinden etkiledi ki. Zaten kendinin farkinda olup kendini onunla keşfetmesi, ona olan sevgisini anlatırken kullandığı benzetmeler, onun oldugu ortamları anlatırken daha uzun betimlemeler yapması. Söylemek istediği, özellikle annesine söyleyemediği şeyleri okurken çok etkilendim.
"İşte bu nedenle tanrının yarattıklarının en yalnızını alıp seni onun içine koydum."
Tarihin, belleğin ve zamanın döngülerini takip eden Mutluluk İmparatoru, sevginin, emeğin ve yalnızlığın Amerikan rüyasının temelini nasıl derinden sarstığını ve yeniden şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Romanın kalbinde toplumun uçlarında yaşamanın ve kolektif ruhumuza musallat olan yaralarla yüzleşmenin anlamına dair cesur bir destan yatıyor.
Savaş, ölüm, kişilik bozukluğu, istismar, çocuk kaybı, eşcinsellik, uyuşturucu, kanser.
Kitabın içinde her şey var.
Bir yerinde yazar “sana bir hikayeden çok bir gemi enkazı anlatıyorum.” Diyor. Öyle gerçekten.
Bir şairin roman yazmaya çalıştığı çok belli. İlk roman olduğu çok belli. Birbirinden kopuk cümleler, bölük pörçük hikayeler.
Yazar bir şey anlatıyor evet ama bunu parça parça kesitlerle okuyucuyu ajite ederek yapıyor. Maalesef ki okuduğum kitaplarda ve hayatta en sevmediğim şey olayların aşırı dramatize edilerek duyguların sömürülmesidir.
Baştan sona kötü bir kitap değil çünkü tutarlı değil. Bazı bölümler -özellikle anneannesiyle ilgili olan kısımlar- gerçekten güzel. İyi bir hikaye anlatıyor. Ama kitabın içinde bu bölümler nadirler maalesef.
Kitabı sevenlerin, neden sevdiğini okurken anlıyorsunuz zaten. Benim için fazla şiirsel fazla ajiteydi.
Yazmaya, kelimeleri süslemeye, mükemmelleştirmeye o kadar uğraşmış ki yazar bazı şeyler gerçekten anlaşılmıyor bile. Üstü kapalı çok fazla cümle.
Anlatmak istediği hikaye dramatik ve anlatılmaya değerdi ancak anlatma tarzı bana uymadı.
This is Jodi Picoult’s debut novel, and it tells the story of a family falling apart.
The novel centers on a family of three: Oliver, Jane, and their daughter Rebecca.
From the outside, they appear to be an ordinary family. In reality, however, their marriage is strained by deep miscommunication and emotional dissatisfaction.
• Jane feels trapped and undervalued in her marriage.
• Oliver is controlling and dominant.
• Fifteen-year-old Rebecca is caught in the tension between her parents.
One day, Jane leaves home with Rebecca. During their journey, Rebecca suddenly disappears. From that point on, the story unfolds around:
• A mother’s desperation
• A father’s need for control
• A teenager’s search for identity
• The emotional distance within a family
Oliver is a marine biologist who studies humpback whales — specifically their communication and migration patterns.
Oliver works closely with whale research and spends long periods observing them in the ocean.
That detail is central because:
• His professional life revolves around studying communication between whales.
• Yet at home, he completely fails to communicate with his own wife and daughter.
• The irony strengthens the novel’s main theme: people can be physically close but emotionally distant.