“Bu yüzde ne garez ne de özlem olduğunu, bu yüzdeki her şeyin kül olup silindiğini, bu yüzün her şeyi bildiğini ve hiçbir şey istemediğini söylemişti; ne cezalandırmak ne bağışlamak, hiçbir şey, hiç ama hiçbir şey. Böyle olmak lazım, demişti heykelin önünde. Bu, insanın nihai kusursuzluğuymuş; bu kutsal kayıtsızlık, bu mutlak yalnızlık, bu acıya ve sevince sağırlık.”
“Bu daima böyledir: bir taraf diğerinden daha çok sever. Fakat sevenin işi daha kolaydır. Sen kocanı seviyorsun; o nedenle, bu yüzden acı çekiyor olsan bile, işin daha kolay. Oysa ben, ruhen bana hiçbir suretle temas etmeyen bir duyguya katlanıyordum. Bu çok daha zor. Ben bunu yaptım, bir ömür boyu; ve gördüğün gibi hala buradayım. Hayatta bundan fazlası yoktur. Başka bir şey isteyen çılgın bir hayalperesttir. Ben asla öyle olmadım.”
“Acılar sayesinde ıslah olduğumuz, daha iyi, daha bilge, daha dirayetli biri haline geldiğimiz doğru değil. İnsan soğuk, çok daha net ve kayıtsız oluyor. Kaderin ne demek olduğunu hayatta ilk kez gerçekten anladığımızda, neredeyse dinginleşiyoruz. Hem dingin hem de son derece tuhaf ve ürkütücü bir biçimde yalnız oluyoruz.”
“İnsanların ifadelerinde daima bir parça kabalık, hırs, yalan ve bastırılmışlık olduğunu, dolayısıyla -karşısındaki kişi büyük bir dürüstlükle konuşuyor olsa bile- söyledikleri her şeyi gerçek saymamak gerektiğini biliyordu.”